Kadına yönelik şiddete ilişkin risk faktörlerinin, şiddetin önlenmesine yönelik tespit ve önerilerin yer aldığı TBMM Kadına Yönelik Şiddeti Araştırma Komisyonu raporunda, kadına yönelik şiddet ile mücadelede medyaya önemli görevler düştüğünün altı çizildi. Risk faktörlerinin “Medya ve Dijital İçeriklerin Dili” başlığı altında sıralandığı raporda, “Medya ve Basın Dilinin İyileştirilmesi” başlığı altında ise tespit ve öneriler yer aldı.


İnsan Hakları
Haber: Bahar Atakan         26/04/2022     63 GÜN ÖNCE

Türkiye Büyük Millet Meclisi (TBMM) Kadına Yönelik Şiddeti Araştırma Komisyonu’nun 912 sayfalık raporu, 8 Mart Dünya Kadınlar Günü’nde Genel Kurul’da görüşüldü. Komisyon çalışmasına devam ederken CHP, İYİ Parti ve HDP; müzakere ortamının oluşmamasını ve Cumhurbaşkanı Kararı ile Türkiye’nin İstanbul Sözleşmesi’nden ayrılmasını gerekçe göstererek çekilme kararı aldı. Komisyon çalışmasını AK Parti ve MHP’li üyelerle tamamlayarak, raporunu hazırladı. Raporda, “İstanbul Sözleşmesi”ne ilişkin, “Kadına yönelik şiddetle mücadele etme temel amacıyla hazırlanan Sözleşme, içeriğindeki unsurlar ve çeşitli uygulamalar sebebiyle bugün Avrupa Konseyi üyesi pek çok ülkede eleştirilmektedir. Bu sebeple, Rusya ve Azerbaycan Sözleşmeyi imzalamamıştır. Sözleşme’yi imzalayan bazı ülkeler onaylamaktan imtina ettiği gibi bazı ülkeler tarafından da Sözleşmeden çekilme yönünde açıklamalar yapılmaya başlanmıştır” denildi.

Medya, “risk faktörleri” arasında 

Raporun, kadına yönelik şiddetin risk faktörlerinin sıralandığı “Medya ve Dijital İçeriklerin Dili” başlığında, “Toplumda olumsuz kadınlık veya erkeklik algılarının medya eliyle yaratılması, geliştirilmesi, pekiştirilmesi, kadına yönelik şiddet bakımından özel önemi bulunan bir risk faktörüdür” ifadesi kullanıldı. Medyada erkek egemen bir dilin olduğu belirtilen bu başlıkta, şu ifade yer aldı: 

“Kurgusal yapımlarda dini hassasiyetleri yüksek kadının eve hapsedilmiş, kariyer yapan kadının paragöz, çalışmayan kadının güçsüz, güçlü kadının acımasız sunumu gibi çeşitli kolaycı ve hakkaniyetsiz temsil kalıpları yaratılmaktadır. Yaygın olarak erkeğe cesaret, girişkenlik, sorumluluk sahibi olma gibi hasletler yakıştırılırken kadınların kırılgan, pasif konumlandırıldığı görülmektedir.”

Kadınlar, içerik üretiminde aktif olmalı

Tespit ve önerilerin sıralandığı bölümde, “Medya ve Basın Dilinin İyileştirilmesi” başlığı yer aldı. “Medya ve basın dilinin şiddeti normalleştirmemesi, kalıplaşmış rolleri pekiştirmemesi, farkındalığı artırması, hassasiyeti geliştirmesi ve eşitlikçi temsiliyete hizmet etmesi gerekmektedir” denilen raporda, kadınların içerik üretiminde aktif olmasının gerektiğine dikkat çekildi. 

Raporda, medyaya ilişkin getirilen bazı tespit ve öneriler şöyle:

“Televizyon programları ve özellikle dizilerde, alt yazı veya uyarı/işaret vb. uygulamalarla kadına yönelik şiddetle mücadeleye ilişkin yasal düzenlemeler ve şiddete maruz kalınması halinde yasal başvuru hakları konusunda bilgilendirme yapılması sağlanmalıdır. Kadına yönelik şiddet ve aile içi şiddet haberlerinde, kadının şiddet karşısında kanuni korunma ve çözüm yollarına dair bilgiler yalın bir anlatımla verilmelidir. 

Ölüm anı görüntüleri, yayınlanmamalı

Kamu spotları veya diğer farkındalık çalışmalarında, şiddetin yıkıcı etkilerinin vurgulanması yerine insani değerleri olumlu bir söylemle vurgulayan çalışmalar yapılmalı, örnek olarak ‘Aile içi şiddete hayır!’ gibi bir slogan yerine ‘Aile demek güven ve huzur demektir!’ gibi bir slogan tercih edilmelidir. Basın özgürlüğü korunarak şiddet unsuru içeren olayların haberleştirilmesinde; yaralanma, acı çekme ve ölüm anına ait görüntüler genel kamu yararı gerektirmedikçe yayınlanmamalıdır. Şiddet eylemine gerekçe olabilecek ve şiddeti meşrulaştıracak şekilde çılgın, bunalımda, işsiz vb. faili/şiddet uygulayanı masumlaştıran sıfatlardan kaçınılmalıdır. 

Saldırıların cezasız kalmadığı, vurgulanmalı

Toplumsal şiddet olaylarının verilmesinde gerilimi artıracak nitelikteki görüntü, yorum ve ifadelerden, şiddeti kanıksatıcı ve suç tekniklerini öğretici detaylar verilmesinden kaçınılmalıdır. Haberler, şiddet mağduruna yönelik şiddeti gerekçelendiren söylemlerden uzak ifadeler kullanılarak yapılmalı, saldırganlar; belirsiz ve ‘aile meclisi’, ‘mahallenin dedikodusu’, ‘akrabaların baskısı’ gibi anonim failler olarak sunulmamalıdır. Haberde şiddet gösteren saldırganın kendi sözleriyle kendini aklar nitelikteki ifadelerine yer verilmemeli, olay sonrasında yasal olarak hangi yaptırımlarla karşılaştıkları açıklanmalı ve yapılan saldırıların cezasız kalmadığı hususu vurgulanmalı, masumiyet karinesi de korunarak ‘Tedbir kararını ihlal ettiği için hapse girdi.’ gibi ifadeler içeren bir yayın dili kullanılmasını sağlayacak tedbirler alınmalıdır. Haberlerde kullanılan dil argo içermemeli, habere konu olan kişilerin kullandığı argo, küfür vb. sözlere kesinlikle yer verilmemelidir. Mağdurun fotoğrafı/video görüntüsü mümkün olduğunca kullanılmamalı veya kullanılacaksa buzlanarak verilmelidir.

“Arzu nesnesi”

Reklamlarda ve genel olarak ticari iletişim yayınlarında; kadın vücudunun bir ticaret unsuruna indirgenmesinin, arzu nesnesi olarak sunulmasının önüne geçilmelidir. Basın-ifade özgürlüğü korunarak şiddet olaylarının haberleştirilmesinde basının mağdur odaklı ve sorumlu yayıncılık anlayışıyla hareket etmesine yönelik düzenlenen idari ve cezai denetim ve tedbirler artırılmalı, etkinleştirilmelidir. Televizyon yayınlarında şiddetin asgari düzeye indirilmesi için medya kuruluşları ortak ilke kararları belirleyerek yayınlarını bu kararlar çerçevesinde gerçekleştirmeli, ortak ve öz denetim mekanizmalarının etkinliği arttırılmalıdır.”