DOLAR 32,8248 0.04%
EURO 35,2439 -0.18%
ALTIN 2.451,13-1,53
Ankara
29°

AÇIK

Krizdeki süt üreticileri ineklerini kesiyor

Krizdeki süt üreticileri ineklerini kesiyor

Tarımsal üretimde girdi maliyetlerinin yükselişi çiftçiyi tarımdan uzaklaştırdığı gibi süt ve et üreticisini de hayvancılıktan uzaklaştırıyor. Zarar eden süt üreticileri ineklerini kesiyor. 9. Köy “Gıda krizi tehlikesi” haber dizisinin üçüncü bölümünde süt üretiminin merkezlerinden Burdur’da süt veren hayvanlarını mezbahaya kesime göndermek zorunda kalan üreticilerle konuştu. Çiğ süt alım fiyatının 8 Aralık’tan itibaren artacak olması da üreticiyi tatmin etmedi. 

ABONE OL
2 Aralık 2021 00:00
Krizdeki süt üreticileri ineklerini kesiyor
0

BEĞENDİM

ABONE OL

BURDUR- Türk lirasındaki ağır değer kaybıyla birlikte yem, saman, balya, silaj, küspe gibi girdi maliyetleri artmışken, çiğ süt alım fiyatına uzun süre zam yapılmaması üreticiyi süt hayvanlarını satmak, üretimden vazgeçmek zorunda bıraktı. Üreticilerin damızlık dişi hayvanlarını kesime göndermek zorunda kalması, bu durumun ilerleyen günlerde süt, süt ürünleri ve kırmızı et krizini tetikleyeceği uyarılarını güçlendirdi. Çiğ süt alımlarına yapılan zam da üreticiyi kurtarmadı.

9.Köy, ekonomisinin yüzde 40’ı süt üretimine dayanan Burdur’da süt üreticilerinin sorunlarını araştırdı, Burdur Belediye Başkanı Ali Orkun Ercengiz ve tarım ekonomisi uzmanı Prof. Dr. Bülent Gülçubuk’un görüşlerini aldı. 

Market raflarında litre fiyatı 10 liraya kadar ulaşan ama üreticiye 4 liraya mal olan sütün, üreticiden bu fiyatın altında alınması hayvancıyı üretiminden vazgeçme aşamasına getirdi. Ulusal Süt Konseyi, 1 Temmuz’dan itibaren sütün üreticiden alım fiyatını litre başına 3 lira 20 kuruş olarak belirlemişti. Üreticinin isyanı artınca konsey Kasım ayı sonunda yeni fiyat belirledi. Alım fiyatı 4 lira 70 kuruşa çıkarıldı. 8 Aralık’tan itibaren geçerli olacak yeni fiyat da üreticiyi memnun etmedi.   

“Güzelim hayvanlar kesime gidiyor”

Süt üreticisi Özgür Ülkü, maliyetleri karşılayamadığı için hayvanlarını kesime gönderen üreticiler arasında. Ülkü, “O güzelim hayvanlar, o güzelim damızlık inekler olduğu gibi kesime gidiyor. 25 kilo süt veren hayvan şu anda zarar ediyor” dedi. Özgür Ülkü, zararını şu sözlerle anlattı: “Kooperatiflere sütün litresini 3 lira 10 kuruşa satıyoruz. Saman bin 200 lira. Yemin çuvalı, peşin alırsak 175, iki aylık alırsak 180 lira. Elektriği, suyu zaten devlet ayarlıyor. Bizim elimizde olan bir şey değil. Ettiğimiz zararı, sütü az olan inekleri keserek karşılıyoruz. İnekler komple bitince ne yapacağımızı biz de bilmiyoruz. Herhalde ahırları satarız.”

“Sütün maliyeti 4 lirayı geçiyor”

Yeni fiyatlandırmanın hayvanlarının kesilmesinin önüne geçmeyeceğini belirten bir başka üretici Nihat Ülkü, “Hayvanlar yine kesilecek. Yem fiyatlarını sabitlemedikten sonra sütün kaç lira olduğu çok önemli değil. Süt 4 lira 70 kuruş oldu ama yem 210 lira oldu” diye konuştu. Aracılardan sonra kendilerine kalan paranın litrede 3 lira 10 kuruş olduğunu belirten Ülkü, “En ideal alım fiyatı 5 lira ama bizden 5 liraya süt alınırsa marketler bu sütü 20 liraya satar” diyerek üretici ve market fiyatları arasındaki farka dikkat çekti.

20 kuruşluk bakanlık desteği 

Tarım ve Orman Bakanlığı süt üreticisine destek veriyor. Ancak 2021 yılı Temmuz – Aralık aylarına ait çiğ süt destekleme primi litrede 20 kuruş olarak belirlendi. Üretici Nihat Ülkü, “Bu desteklemede destekleme değil. Süt litresinde bu 20 kuruş nedir ki? Zaten bir çuval yeme gelen 5 lira, 10 lira zam o desteklemeyi sizden bir seferde alıyor. Biz bu zammı her ay yaşıyoruz” dedi. Hiçbir beklentileri kalmadığını ifade eden Ülkü, kalan hayvanlarını yaklaşık iki ay içerisinde elden çıkarılacağını ve hayatına başka şekilde devam etmeye çalışacağını söyledi. 
Zarar eden süt üreticileri ineklerini kesiyor

“Süt hayvanının kesime gitmesi demek üretimin ortadan kalkması demek”

9. Köy’ün sorularını yanıtlayan Burdur Belediye Başkanı Ali Orkun Ercengiz, “Nihai tüketici ve üretici arasındaki makas giderek açılıyor” diyerek üreticilerin kazanamadığını, tüketicilerin ise pahalıya tüketmeye başladıklarını ifade etti. Ercengiz, 250 bin büyükbaş varlığı ile önde gelen süt ve et üreticisi illerden Burdur’da son zamanlarda süt hayvanlarının kesime gitmesiyle ilgili kaygılarını şu sözlerle anlattı: “Süt hayvanının kesimi demek fabrikanın ortadan kalkması demek. Et hayvanı zaten et tüketimi için üretilen bir hayvan. Nihayetinde o kesime gidecek ama süt hayvanının kesime gitmesi demek üretimin ortadan kalkması demek. En büyük tehlike bu.”

Ercengiz tarım ve hayvancılıkta üretimden kopuşla ilgili “Bunu her geçen gün kapımıza gelip asgari ücretle çalışmak isteyen insan sayısının artmasıyla görüyoruz. Tarımdan kopuyor. Hayvancılıktan kopuyor. Küçük esnaflıktan kopuyor” dedi. Ercengiz, yurttaşın üretimden uzaklaşmasını önlemek için maliyetlerin düşürülmesi ve desteklerin sürdürülebilir olması gerektiğini vurguladı.

Zararını karşılamak için hayvanını satışa çıkaran üreticiler Burdur hayvan pazarında.

“Biz efendilikten köleliğe mi düştük?”

Üretici olarak desteklenmeleri gerektiğini savunan Ülkü, “Biz üretici olarak üvey evlat değiliz, bu memleketin çocuğuyuz. Sürekli terbiye olmamamız lazım. Gelir gider dengesi üretirseniz olur, üretici kazanırsa olur. Biz efendilikten köleliğe mi düştük? Bir şey olduk ama ne olduğumuzu biz bilmiyoruz. Mülteci gibi olduk” sözleriyle tepkisini dile getirdi.

Hayvancılıkla uğraşan Ali Karatay ise diğer üreticiler gibi zararını karşılamak için hayvanını satmak zorunda olduğunu belirtirken, yetkilileri bir an önce önlem almaya çağırdı. Karatay, “Ekin ekiyorum, gübre atmıyorum. 600 lira olmuş çuvalı. Ben nasıl çiftçilik yapacağım da toplumu besleyeceğim? Her tarafımız yanıyor bizim” diyerek yalnızca hayvancılıkta değil tarımda da yaşanan sıkıntıları anlattı.

“Destek istemiyoruz, sadaka istemiyoruz”

Bir başka üretici Mehmet Türk ise yaşadığı zorlukları “Ben 140 dekar ekin ekeceğim. Bir tane tohum attıysam haram olsun. Atamadım. Gübre atamadım. Benim besihanem kapandı. Ahırım dağıldı. Çobanım gitti. Zincirlerim gitti” şeklinde ifade etti. “İnsanlar üretimden kopa kopa İzmir’e Antalya’ya göç etti” diyen Türk, üretimden uzaklaşanları tekrar üretime döndürmenin çok zor olduğunu, ekonomiyi iyileştirmenin yolunun üretimden geçtiğini söyledi. Mehmet Türk, “Biz destek istemiyoruz. Sadaka istemiyoruz. Ekonominin yolu üretimden başlar. Ben hayvan üretmezsem, öteki marul üretmezse, öteki pancar üretmezse, öbürü şeker üretmezse sen bir şey yiyemezsin İstanbul’da, Ankara’da” diye konuştu.

Belediye “can suyu” desteği verdi ama sembolikti

Burdur Belediye Başkanı Ercengiz, üreticinin zararını biraz olsun azaltabilmek için çeşitli projeler geliştirdiklerini anlattı. Üreticilerden süt satın aldıklarını, sütten peynir ve tereyağı yaptırıp dar gelirli yurttaşlara dağıttıklarını söyleyen Ercengiz, “Amacımız burada hem proteine ulaşımı kolaylaştırmak, ücretsiz ihtiyaç sahibi yurttaşımıza vermek hem de süt üreten üreticiye arz fazlasının arttığı bir dönemde tekel tarafından, büyük firmalar tarafından sütü ucuza alma girişimlerinin önüne geçmekti” dedi. Asıl amaçlarının üreticinin sorunlarına dikkat çekmek olduğunu belirten Ercengiz, “Hem bir nebze olsun can suyu olabilmek hem de vatandaşımızın daraldığı dönemde onlara kaynak yaratabilmek amacımız” diye konuştu.
Ercengiz şunları söyledi: “Bizimkiler sembolik hareketler. Yani Burdur’un etine veya sütüne müdahale etmesi mümkün değil. Çünkü bizim aldığımız örneğin 3 bin kilogram etle biz belki sadece bu bölgede birkaç haftalığına bunu dengede tutabiliriz. Tanzim satış mağazaları ya da tarım kredi kooperatifleri marketlerinin yaygınlaştırılması düşüncesi aslında başta yapılması gereken şeylerdi. Yani şunu yapmak lazım: Yüzde 40’ı asgari ücretle yaşayan bir ülkede asgari ücrete uygun satış koşulları devlet eliyle oluşturmalı.”

“Üretici gücünü birleştirmeli, kooperatifleşmeli”

Tarım ve hayvancılıkta istenen verim alınamadığında üretimden uzaklaşılmasını doğal bir sonuç olarak yorumlayan Ercengiz, “Köy hayatında yaşamak için bir kere kazançlı olmak lazım. Yani yeterli kadar para kazanırsa niye gelip burada asgari ücretle iş arasın” diye konuştu. Sürdürülebilir bir planlamaya ihtiyaç olduğunu vurgulayan Ercengiz,  “Bugün 40-50 tane hayvana bakan büyükbaş hayvancılık yapan köylümüz gelip asgari ücrete tamah ediyorsa burada bir hata var. Bu hatayı düzeltmek lazım” dedi. Ercengiz, destekler yerine hayvan doğmadan yapılacak planlamaya ihtiyaç olduğunu, aynı zamanda çiftçinin ve hayvancının kooperatifleşmesi gerektiğini söyledi. Ercengiz, “Üretici üretici gücünü birleştirmeli. Birinci şart bu. Çünkü gücünü birleştirirse karşıdaki alıcı onu kolay lokma olarak göremez. O yüzden üretici birliklerinde ya da kooperatif çatısı altında profesyonel yöneticilerin önderliğinde bu işin yapılması lazım” diye vurguladı. 

“Bu sadece gıda krizi değil, gıda güvenliği ve sürdürülebilirlik krizi”

Zarar eden çiftçinin ve hayvancının üretimden uzaklaşması nedeniyle sektör temsilcilerinden gelen “gıda krizi” uyarılarını Ankara Üniversitesi, Tarım Ekonomisi Bölümü Öğretim Üyesi Prof. Dr. Bülent Gülçubuk 9. Köy’e değerlendirdi. Gülçubuk, süreci şöyle özetledi: “TÜİK verilerine göre son bir yılda Tarımsal Girdi Fiyat Endeksi en az yüzde 23 oranında arttı. Ayrıca özellikle gübre ve tohum, ilaç fiyatlarında bunun çok üstünde bir artış oldu. Giderek artan girdi fiyatlarına karşın çiftçinin geliri bırakın bunun üstüne çıkmayı sürekli geriye düşüyor. 2010 ile 2020 yılları arasında tarım nüfusu başına gelir sürekli azalış gösterdi. Zira, 2010 yılında tarım nüfusu başına 3 bin 785 Dolar/yıl olan Milli Gelir, 2020 yılına gelindiğinde yüzde 22,6 azalarak 2 bin 931 Dolara geriledi. Bu nedenle çiftçiler üretime devam etmede zorlanıyor. Hatta döviz fiyatlarındaki artışla bu oran yüzde 40’ları buldu. Bir yandan artan girdi fiyatları ile artan hayat pahalılığı diğer yandan düşen reel gelirler karşısında çiftçiler üretimden, tarımdan vazgeçerek bir anlamda gıda güvencesini de ülkemiz açısından ciddi bir sorun haline getiriyor.”

Prof. Dr. Gülçubuk’a göre bu sadece gıda krizi değil aynı zamanda gıda güvenliği ve sürdürülebilirlik krizi. Krizi gıda açısından farklı biçimlerde değerlendirmek gerektiğini söyleyen Gülçubuk,  “Aynı zamanda gıda enflasyonu krizi, hayat pahalılığı karşısında gıdaya erişebilirlik, gıda ticareti krizi, iklim krizi boyutlarında da değerlendirmek gerekir. Bu nedenle gıda krizine farklı boyutlarda bakmak ve farklı senaryolarla çözüm aramak hepimizin ortak geleceği için önemli” dedi. 

Gülçubuk, çiftçinin rahat bir psikolojide üretim yapması gerektiği, bununsa ürünlere alım güvencesi verilmesi, doğrudan girdi desteğinde bulunulması ve gelir kayıplarının telafi edilmesi ile mümkün olacağını belirtti. Gülçubuk arz-talep temelli, dünyadaki gelişmeleri takip eden üretim-ticaret planlamasına geçilmesi gerektiğini belirtti. Prof. Dr. Gülçubuk, üretici ve market fiyatları arasındaki farka karşı da çiftçilerin örgütlenmesi ve örgütlü biçimde pazara girmeleri gerektiğini söyledi, “Zincirin halkalarındaki oyuncuların sayısının azaltılması, kayıt dışılığın önüne geçilmesi gerekiyor” dedi.

 

 

HABER : Deniz Dalgıç

En az 10 karakter gerekli
Gönderdiğiniz yorum moderasyon ekibi tarafından incelendikten sonra yayınlanacaktır.


HIZLI YORUM YAP

Veri politikasındaki amaçlarla sınırlı ve mevzuata uygun şekilde çerez konumlandırmaktayız. KVKK uyarıları ve detaylar için veri politikamızı inceleyebilirsiniz.