Pandemi nedeniyle işten çıkarma yasağının uygulandığı dönemde Kod 29 ile işten çıkarılan işçiler, hiçbir haklarını alamadıkları ve başta iş bulamadıklarını söylediler. Kod 29’un bir cezalandırma aracına dönüştüğüne işaret eden işçiler, Kod 29’un kaldırılmasını istediler. Kod 29’un, İş Yasası’nın işçiden yana olmadığını ortaya çıkardığını belirten DİSK Yönetim Kurulu Üyesi Aslan ise, İş Yasası’nın değiştirilmesi ve işçiden yana bir yasa yapılması gerektiğini vurguladı.

CENGİZ ANIL BÖLÜKBAŞ / GAZİANTEP - ARAŞTIRMA YAZISI         27/04/2021     589 GÜN ÖNCE

Koranavirüs pandemisinin ekonomiye olumsuz etkisini azaltmak üzere 17 Nisan 2020’de işten çıkarma yasağı getirilmişti. Ancak İş Kanunu’nun “ahlak ve iyi niyet kurallarına uymayan haller ve benzerleri” başlıklı 25/2 maddesi (Kod 29), yasakta istisna kapsamında tutuldu. 25/2 maddesinde belirtilen mazeretsiz işe gelmemenin yanı sıra ahlaka aykırı fiiller arasında işyerinde çalışan bir işçiye cinsel tacizde bulunmak, işyerine sarhoş ya da uyuşturucu madde alarak gelmek, hırsızlık yapmak gibi yüz kızartıcı suçlar bulunuyor. Bu maddede belirtilen fiiller kapsamında işçinin, işten ayrılış kodlarına göre 29 kodu ile çıkışı yapılıyor. Ve, işten çıkarma yasağının uygulandığı dönemde de işverenler, Kod 29 ile çalışanları işten çıkardı.

 

Özellikle Antep’te pandemi sürecinde Kod 29 ile işten çıkartılan işçi sayısı gün geçtikçe arttı. İşten atma yasağı sürecinde Kod 29 ile işten atılan işçiler ve Disk Yönetim Kurulu Üyesi Seyit Aslan, 24 Saat Gazetesi’ne konuştular. Pandemi sürecinde Kod 29 ile işten atılan işçiler, hiçbir haklarını alamadıklarını, daha sonrasında iş bulamadıklarını ve Kod 29’un bir cezalandırma aracına dönüştüğüne dikkat çektiler. DİSK Yönetim Kurulu Üyesi Aslan ise, işten atma yasağının fiili olarak hiçbir zaman olmadığına işaret edip Kod 29 ile İş Yasası’nın işçiden yana olmadığının bir kez daha ortaya çıktığının altını çizdi.

 

Virüse yakalandı, ailesi öldü, Kod 29 ile işten atıldı



Ambalaj İşçisi İbrahim Karaoğlan, fabrikada beraber çalıştığı arkadaşının koronavirüse yakalanması üzerine işyeri yönetimine karantinaya girmek için başvurdu. Ancak fabrika yönetimi bu talebine olumsuz yanıt verdi. Bir süre sonra Karaoğlan’ın da virüse yakalandığı anlaşıldı. Karaoğlan’ın karantina talebi karşılanmadığı için virüs ailesindeki herkese bulaştı.  Virüs nedeniyle Karaoğlan’ın annesi Hanım, babası Mehmet Güllü ve ağabeyi Sabit Karaoğlan hayatını kaybetti. Karaoğlan da, 13 Ağustos’tan sonra 14 gün karantinada kaldı. Karantinanın ardından 17 gün daha rapor verildiğini aktaran Karaoğlan, sonrasında yaşadıklarını şöyle anlattı:

 

“1 ay süresince işe gidemedim. Fabrikaya gittiğimde bana ücretli izinde olduğumu söyleyerek belgeler imzalattılar. 16 Eylül’de izne gönderildim. 1.5 ay devletin verdiği kısa çalışma ödeneğinden 39 lirayı aldım. 4 ay boyunca fabrikaya gitmedim. Bu sürecin ardından telefonuma gelen bir mesajla Kod 29 ile işten atıldığımı öğrendim.”

 

Kod 29 ile işten çıkarıldığı için hiçbir hak talep edemediğini belirten Karaoğlan, Kod 29’un patronlar için bir koz olduğunu söyledi. Kod 29 ile işten çıkarıldığı için başka işyerlerinin kendisini işe almadığını vurgulayan Karaoğlan, “Kod 29 ile atılınca patronların gözünde suçlu gibi oluyorsun. Bu yüzden nereye gidersen git iş bulamıyorsun. Kod 29’un kaldırılması gerek. Kod 29 işçiler açısından birçok mağduriyete sebep oluyor” dedi.

“Patronlar baskı aracı olarak kullanıyor”



Gaziantep Başpınar Organize Sanayi Bölgesi’nde bulunan boya şirketinde çalışan Murat Yörgüç de, 5.5 yıldır emek verdiği fabrikadan 28 Ocak’ta Kod 29 ile işten çıkarılmış. Fabrikada işyeri temsilciliği yapan Yörgüç, işten çıkarılmasının asıl sebebinin sendikalı olması olduğunu bildiriyor. Sendikanın işyeri yönetimini rahatsız ettiğini belirten Yörgüç, sürece ilişkin şunları söyledi:

 

“Yeni üye olan arkadaşlarımız vardı. Anayasal haklarını kullandılar. Bunu öğrenen fabrika yönetimi yeni üye olan arkadaşımızı sıkıştırıp işten çıkardı. Bizler de arkadaşımıza sahip çıkmak için patronla görüşmek, arkadaşımızı yeniden işe aldırmak için dışarıya çıktık. Bunun ardından patron bize işe girmemizi söyledi. Daha sonrasında ise makineyi bırakıp dışarı çıktığımız gerekçesiyle 3 arkadaş işten çıkarıldık. Ancak Kod 29 ile atıldığımızı, İŞKUR’a işsizlik maaşı için başvuru yapmaya gittiğimizde öğrendik.”

Pandemi sürecinde işten atmanın yasak olduğu için Kod 29 ile işten çıkardıklarının altını çizen Yörgüç, sözlerini şöyle tamamladı:

“Patron, Kod 29’u kötüye kullanıyorlar. Haksızlığa karşı gelen, itiraz edenler hemen Kod 29 ile işten çıkartılıyor. Kod 29 işçilerin üzerinde bir baskı aracı olarak kullanıyorlar. Bizim alnımız açık. Biz ahlaksız bir şey yapmadık. Ancak devletin nazarında bizi kötü gösteriyorlar. Herhangi bir işyerine başvurduğumuzda gördükleri zaman bizi işe almıyorlar. Tazminatımızı, işsizlik maaşımızı elimizden alıyorlar. Kod 29, patronların işçilere aba altından gösterdiği sopadır.”

 

“Kod 29 ile yasaların işçilerin yanında olmadığını gördük”



DİSK Yönetim Kurulu Üyesi Seyit Aslan, işten atma yasağının hiçbir zaman olmadığını ve patronların yasaların kendilerine verdiği yetkiye dayanarak işten atmaları en acımasız biçimde kullandığını bildirdi. Aslan, 4857 sayılı yasanın 25/2 bendinin patronlara sınırsızca işten atma hakkı tanıyor, sadece işten atma hakkı değil, tazminatsız olarak atma hakkı verdiğini belirtti.  İşverenlerin işçiyi işten attıktan sonra ispat yükümlülüğünün işçinin olduğu için yıllarca mahkemelerin sürdüğünü ve işçilerin ciddi biçimde mağduriyet yaşadıklarına değinen Aslan, sözlerini şöyle devam etti:

 

“Bütün dünyayı saran pandemi sürecinde durum değişmedi. İktidar ‘işten atma yasağı’ getirdiğini söylüyor fakat bu konuda herhangi bir denetim ve yaptırım uygulamıyor. İşverenler, işyerinde sendikal örgütlenme, hak arama mücadelesinde olanlara karşı 25/2 maddeyi hep kullandılar. İşçiyi cezalandırma yöntemlerine hep başvurdular. Burada esas olarak 4857 sayılı İş Yasası’nın antidemokratik olduğu ve yasaların işçiden yana olmadığı gerçeğinin Kod 29 vasıtasıyla bir kez daha görülmesidir. İktidarın işten atma yasağı getirdim demesinin gerçek olmadığı, işverenlerin her koşulda işten attığının çarpıcı biçimde ortaya çıkmasıdır. Çorum’da Ekmekçioğlu, Gaziantep’te Yasin Halı Fabrikasında yaşanan durum sendika hakkına fiili saldırı olduğu gerçeğidir. Grevleri yasaklayan, sermayeye her türden desteği veren, kol kanat geren iktidarın söylemleri işten atmaları yasakladım demesi gerçek değildir. Bu yasanın tümden değişmesi ve işçiden yana gerçek bir yasanın yapılması gerekiyor.”

 

“Yasak, kıdemsiz ve ihbarsız atılma sürecine dönüştü”

İşten atma yasağının işçilerin kıdemsiz ve ihbarsız atılma sürecine dönüştüğünü vurgulayan Aslan, birçok ilde işten atılmalara karşı direnişlerin ve mücadelelerin devam ettiğini hatırlatıp açıklamasını şöyle bitirdi:

 

“Ancak yaşanan bu mücadeleler, sadece direnişteki işçilerin mücadelesi olmaktan çıkmalı. Üç işçi konfederasyonu ve bunlara bağlı sendikaların ortak mücadelesine dönüşmeli. Çorum’da süren Ekmekçioğlu direnişi tüm Çorum emek güçlerinin gündeminde ve önemli bir dayanışma sürüyor. Gaziantep’te birçok fabrikada işten atılan işçilerin işten atılmaları karşısında Gaziantep’te başta sendikalar olmak üzere emek ve demokrasi güçleri bu direnişin etrafında birleşmeli ve işçilerin kazanımları için dayanışma içinde olmaları gerekiyor. Biz DİSK olarak bu sürecin sendika ve konfederasyon ayrımı yapılmadan ele alınması gerektiğini söylüyoruz.”