DOLAR 32,8229 0.01%
EURO 35,2741 0.07%
ALTIN 2.488,72-0,03
Ankara
27°

AÇIK

Kadınlar, medyadaki görünürlüğünü arttırmak için kolları sıvadı: Şimdi bahaneniz kalmadı
  • 9.Köy
  • Gazetecilik
  • Kadınlar, medyadaki görünürlüğünü arttırmak için kolları sıvadı: Şimdi bahaneniz kalmadı

Kadınlar, medyadaki görünürlüğünü arttırmak için kolları sıvadı: Şimdi bahaneniz kalmadı

Medyaya konuk olan uzmanlar arasında kadınlar, neredeyse yok gibi… Konusunda uzman kadınların medyadaki görünürlüğünde ciddi bir dengesizlik söz konusu. Gündem, gazete ve televizyonlarda genellikle erkek tarafından tartışılıyor. KA.DER’in yayımladığı rapora göre medyada kadın, sadece yüzde 10 oranında görünür… Özellikle medyadaki bu eşitsizliğe “dur demek” ve kadınların görünürlüğünü artırmak amacıyla kurulan Mor Fihrist ve Sensiz Olmaz Sessiz Olmaz girişimi kurucularıyla, medyanın konuk uzman seçimindeki cinsiyetçiliğini ve konuya ilişkin çözüm önerilerini konuştuk.

ABONE OL
17 Eylül 2021 00:00
Kadınlar, medyadaki görünürlüğünü arttırmak için kolları sıvadı: Şimdi bahaneniz kalmadı
0

BEĞENDİM

ABONE OL

Türkiye’de kadınların, uzman ve katkı sunan konuklar olarak medyadaki temsiliyeti her geçen gün azalıyor. İstanbul Sözleşmesi de dahil olmak üzere gündeme dair her tür konu, gazete ve televizyonlarda erkekler tarafından tartışılıyor.

 

Kadın Adayları Destekleme Derneği (KA.DER), 1 Temmuz 2020 ile 1 Ocak 2021 tarihleri arasındaki 6 ayda, ağırlıklı olarak haber odaklı yayın yapan 13 televizyon kanalında en çok izlenen zaman aralığında yayımlanan programlardaki konukların cinsiyet dağılımları inceledi. Dernek, söz konusu 6 aylık dönemde ekranlardaki konukların yüzde 90’ının erkek olduğu sonucuna ulaştı. Rapora göre 6 ay içinde, programlarda toplamda 6114 konuk ağırlanırken bunların 5532’si (yüzde 90)  erkek iken sadece 582’si (yüzde 10) kadın konuk oldu.

Özellikle medyadaki bu eşitsizliğe “dur demek” ve kadınların, uzman ve katkı sunan bireyler olarak görünürlüğünü artırmak görünürlüğünü artırmak amacıyla geçtiğimiz ayarda iki proje hayata geçti. Bunlardan biri Demir Leblebi Kadın Derneği’nin girişimi olan Mor Fihrist mart ayında, bir diğeri ise bir grup kadının bir araya gelerek oluşturduğu Sensiz Olmaz Sessiz Olmaz girişimi nisan ayında kuruldu.

Demir Leblebi Kadın Derneği Yönetim Kurulu Başkanı Sevna Somuncuoğlu ve Sensiz Olmaz Sessiz Olmaz projesinin kurucularından Semin Gümüşel ile girişimlerini, çalışmalarını, amaçlarını ve medyadaki bu cinsiyetçiliğe yönelik çözüm önerilerini konuştuk. Söz konusu dengesizliğin temelinde ataerkil zihniyetin yer aldığına dikkat çeken Somuncuoğlu ve Gümüşel, öncelikle medyanın kadın konuk bulmakta zorlanmasını önlemeyi amaçladıklarını vurgularken erkeklerin cinsiyet dengesinin dikkate alınmadığı programlara katılmamasını önerdi.

 

“Medyanın kadın konuk bulmakta zorlanmasını (!) önlemeyi amaçlıyoruz”

-Mor Fihrist ve Sensiz Olmaz Sessiz Olmaz projelerine dair fikir nasıl ortaya çıktı? Bunlarla neyi hedefliyorsunuz?
 

-Sevna Somuncuoğlu: Mor Fihrist, her akşam evlerimize konuk olan ve hepimizi rahatsız eden, tırnak içinde uzman diye adlandırdığımız, aslında ülke politikalarına yön vermek üzere hepimizi ilgilendiren meselelerde fikirlerini beyan eden ve çözüm noktalarını işaret edenlerin yüzde 90’ının, hatta 99’unun erkek olmasından duyduğumuz rahatsızlıktan ortaya çıktı. Aslında kadınlar hayatın her yerinde varlar ama görünür değiller. Maalesef görünür olmaları için bir talep de yaratamıyoruz çünkü görünürlük için karar verenler de erkek. Biz de medyadaki bu kadın görünürlüğünü arttırmayı amaçlıyoruz.

-Semin Gümüşel: Medya ve düşünce kuruluşlarında uzun yıllar çalışmış kadınlar olarak hem kişisel hem mesleki deneyimlerimizi birleştirip kadın uzmanların ekranlarda ve kamusal alanda daha fazla görünmesini sağlamak için bir araya geldik. Kadın uzmanlar maalesef medyada hak ettikleri şekilde yer bulamıyorlar. Bizim amacımız da uzman kadınlardan oluşan bir veri tabanı oluşturarak medya mensuplarının, organizasyonlarına kadın konuşmacı bulmakta zorlanmalarını (!) önlemek. 
 

-Kadınların medyadaki görünürlüğü neden önemli? Bu, kadınların çeşitli alanlarda etkin olmasını nasıl etkileyecek? Örneğin girişimleriniz, kız çocuklarının ekranlarda kadın konukları izleyip onları rol model alması konusunda da etkili olur mu?

 

-SS: Biz Mor Fihrist’i bir yandan da “Cinsiyet eşitliği ana akımlaştırma çalışması” olarak görüyoruz. Çünkü aslında rol modellerle ve görerek öğreniyoruz. Ayriyeten kadınların meselelere bakışlarının ve meseleyi tartışma yöntemlerinin farklı olduğunu düşünüyoruz. Cinsiyet eşitliği gözeten programlarda meselelerin daha özenle tartışıldığı, hemfikir olup birbirlerinin fikirlerini zenginleştiren konuşmacılara da rastlıyoruz. Bu aslında sadece kız çocuklarının değil tüm toplum yararına bir durum.
 

-SG: Bizim çıkış noktalarımızdan biri tam da bu. Kadınların görünmediği ekranlar ve diğer kamusal toplantılar ve konferanslar çok yaygın. Dolayısıyla, kadın rol modeller ortada yok. Bu durum kanıksandığı noktada, bir gelenek oluşuyor. Program yapımcıları ya da toplantı organizatörleri çok rahat bir şekilde sadece erkeklerden oluşan bir uzman ekibini ekran / kamuoyu karşısına çıkarabiliyor. Bu durum kadınların siyasette, kamuda, sivil toplumda ve özel sektörde de de var olmaması ve görünmemesi durumunu normalleştiriyor.
 

“Erkekler, cinsiyet dengesinin dikkate alınmadığı programlara katılmamalı”
 

-Bu iki oluşum da çok yakın bir zamanda yayına başladı. Böyle çok değerli iki projenin aynı anda ortaya çıkması, medyadaki erkek egemenliğinin her geçen gün şiddetini arttırması ve özellikle konu İstanbul Sözleşmesi olduğunda dahi ekranlarda sadece erkeklerin yer almasından kaynaklanıyor diyebilir miyiz?

 

-SS: Demek ki aklın yolu bir. Bu rahatsızlığı duyan birçok kadın ve birçok sivil toplum kuruluşu var ve hepsi bir şeyler yapmak istediler, istedik. Bu çok memnuniyet verici. Hepimiz aynı amaca yönelik çalışıyoruz, dolayısıyla ortaya zengin listeler çıkacak ve bu da bu görünürlüğün artması konusunda hızlı bir ilerleme kaydedilmesini sağlayacak.
 

-SG: Bu güzel bir tesadüf oldu gerçekten. Bu yönde ne kadar çok girişim olursa o kadar iyi. Çünkü hepimizin farklı iletişim ağları var ve ne kadar çok kadına ulaşabilirsek ve kadınların medya ve sivil toplumda görünürlüğünü artırmak için ne kadar çok kişiyi ikna edebilirsek o kadar güçleniriz. İstanbul Sözleşmesi konuşulurken dahi ekranlarda sadece erkeklerin olması çok gülünç ve tahammül sınırlarını zorlayan bir konu. Bize göre erkek uzmanların, programlara katılırken katılımcıların kim olduğunu sorması ve cinsiyet dengesi dikkate alınmadıysa o programa çıkmaması gerekiyor.
 

-Bu gibi oluşumların, kadın uzmanların medyadaki görünürlüğünü arttırabileceğini, buna bir çare olabileceğini düşünüyor musunuz?

 

-SS: Küçük bir adım olabileceğine inanıyoruz çünkü mesele daha çok karar verenler düzeyinde ilerliyor. Biz başlarken kendimize “bu ne kadar çözüm olacak?” sorusunu da çok sorduk. Elbette gökyüzünün altındaki her şeye çözüm olacak ya da medyada bu eşitsizliği kıracak gibi büyük bir iddiada bulunamayız, bu akılcı olmaz ancak adım adım ilerliyoruz, “şimdi bahaneniz kalmadı” diyoruz ama tabii başka problemler de var. Biz o problemler içinde düşünmeye, çözüm üretmeye devam edeceğiz.
 

-SG: Evet. Biz çok pratik bir çözümle ortaya çıktık. Kadın uzman bulmakta zorlanıyorsanız, buyurun size bir kadın uzman veri tabanı. Üstelik bu veri tabanındaki kadınlara bir tıkla ulaşabilecekleri iletişim altyapısını da sunuyoruz. Tabii burada şunu mutlaka söylemek lazım, bu projenin başarısı kadınlara bağlı. Kadın uzmanların bu veri tabanlarına üye olmasıyla mümkün. Kadın uzman arayışında olanlar, bir kere ya da iki kere bu sitelere girerler ve aradıklarını bulamazlarsa bir daha kullanmazlar.

 

“Temelinde ataerkil zihniyet yer alıyor”

 

-Sizce kadınların medyada uzmanlık alanlarıyla ilgili yer bulamayışının arkasında hangi dinamikler var?

 

-SS: Bunun temelinde toplumsal cinsiyet meselesi ve ataerkil zihniyet yer alıyor. Hâlâ “kadınlara uygun meslekler” konuşuluyorsa, “anayasa hukukçusu” dediğimizde aklımıza bir kadın profesör gelmiyorsa, hâlâ “var mı ki?” sorusunu soruyorsak, “oysa varlar ki” demiyorsak, hep birlikte birbirimizi uyarmıyorsak bu eşitsizliği aslında yeniden üretiyoruz demektir. Bu noktada mağdur olan kadınladır ama toplumun her kesimi, her insan da “ben bu zihniyeti yeniden üretiyor muyum acaba?” diye kendine sormalı.
 

-SG: Her yerde belirtiyoruz. Bunun bizce bir temel var: Kamusal hayatın her alanında olduğu gibi, medya alanında da alışılmış ve kanıksanmış “erkek” bakış açısının baskın olması nedeniyle kadınların uzmanlıklarıyla medyada yer bulamaması. Kadınlar siyasette nasıl hak ettikleri gibi temsil edilmiyorlarsa, medyada da aynı nedenle temsil edilmiyorlar.

 

 

HABER : ALİ SAFA KORKUT / DİYARBAKIR

En az 10 karakter gerekli
Gönderdiğiniz yorum moderasyon ekibi tarafından incelendikten sonra yayınlanacaktır.


HIZLI YORUM YAP

Veri politikasındaki amaçlarla sınırlı ve mevzuata uygun şekilde çerez konumlandırmaktayız. KVKK uyarıları ve detaylar için veri politikamızı inceleyebilirsiniz.