DOLAR 32,5276 0.02%
EURO 34,9836 0.23%
ALTIN 2.436,110,04
Ankara
29°

AÇIK

Kadının fıtratına uygun iş kölelik mi?

Kadının fıtratına uygun iş kölelik mi?

Cumhurbaşkanlığı ve parlamento seçimleri sonrasında Türkiye’de yaşam, önümüzdeki 5 yıllık dönemde “kazanan partiler”in programları doğrultusunda ilerleyecek. Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan’ın İstanbul Sözleşmesini geçen yıl “bir gecede aldığı kararla yürürlükten kaldırması” kamuoyunda tepkiyle karşılanmış, özellikle kadın örgütlerinin sert eleştirilerine yol açmıştı. Cumhur İttifakı seçim kazanarak parlamentoya giren Hüda Par ile Yeniden Refah Partisinin programlarında yer alan “dul kadınların sahiplendirilmesi, kadınların fıtratına uygun işlerde çalıştırılması” tarzındaki ifadeler ise siyasi çevrelerde “nereye gidiyoruz?” Sorularına yol açtı.

ABONE OL
26 Temmuz 2023 12:59
Kadının fıtratına uygun iş kölelik mi?
1

BEĞENDİM

ABONE OL

Haber: Sırma Dolar – İstanbul

Bu konular üzerinde biz de farklı yaşlardaki, farklı işlerde çalışan kadınlara sorular yönelttik. 

Geçim sıkıntısı, taciz, mobbing

Dilan 22 yaşında, Aydın Üniversitesi İletişim Fakültesi son sınıfında okurken bir yandan da üniversite aracılığı ile bulduğu yarı zamanlı işlerde çalışıyor. Son seçimde iktidar değişikliği için çok umutlu olduğunu ancak düş kırıklığına uğradığını anlatan Dilan,  TBMM’nin şekillenişini de kadınlar cephesinden kaygı verici bulduğunu ifade ediyor:

“Okuduğum üniversitede gazetecilik bölümünün kadınlara uygun olmadığını söyleyen hocalarım bile var, kimi zaman bu bölümde kadın öğrencilere bu bölümde olmamaları gerektiğini söylüyorlar. Bölümün ağırlığı kadın öğrencilerden oluşuyor üstelik. Arkadaşlarımın çoğu okurken çalışmak zorunda. Ben de öyleyim. Çoğu öğrenciye karşılıksız burs çıkmıyor, genellikle öğrenim kredisi veriliyor. Kaldı ki o da hiçbir şeye yetmiyor zaten. Bu nedenle pek çok öğrenci okurken garsonluk, kasiyerlik gibi işleri kovalıyor. Bu işleri yaparken hem geçim sıkıntısıyla hem de taciz, baskı, mobbing gibi sorunlarla  mücadele ediyor kadınlar. Ben kendi işimi bilgisayar üzerinden yürüttüğüm için görece daha rahatım ama arkadaşlarımdan sözlü, fiziksel tacize dair pek çok olumsuz şey duyuyorum. Hüda Par ve Yeniden Refah’ın ‘kadın fıtratına uygun iş’ olarak tarif ettiği iş, aslında kadınları eve hapsetmek, çalışma yaşamından alıkoymak ya da belli başlı alanlara sıkıştırmak. Kendileri kadın düşmanı olmadıklarını söylüyorlar. Bence tam olarak öyleler. -Kadın dediğin eve geç saatte dönemez, terzilik yapabilir ama şoförlük yapamaz- gibi anlayışlar şiddeti, ayrımcılığı, ötekileştirmeyi körüklüyor. Yukarıda siyaset yaparken dillendirdikleri bu kadın düşmanı politikalar aşağıda, çalışma ortamında, okulda kadınların yaşamını daha da zorlaştırıyor. Örneğin benim, -kadınlar gazeteci olamaz- diyen hocam ile Hüda Par’ın çizgisi aynı bence.  Bu, bana kalırsa kadını eve hapsetme ve köleleştirme politikası.’’

Öğretmenlik bakıcılık mı?


Bir diğer genç kadın Artvin’de yaşayan 24 yaşındaki Sera. Anaokulu öğretmenliği yapan Sera tatil için İstanbul’a gelmiş. Bir arkadaşımız aracılığıyla tanışıyor ve sohbet ediyoruz. Benzer soruları ona da soruyorum. 

-Kadınları önümüzdeki dönem iş yaşamında ve günlük yaşamda neler bekliyor? Kadın fıtratına uygun iş ne demek? 

Sera kendi çalıştığı sektörün sorunlarını da irdeleyerek şöyle yanıt veriyor; 

“Genelde eğitim sektörü, özelde anaokulu öğretmenliği kadın çalışanların ağırlıklı olduğu çalışma alanları. Bu işe en uygun profilin annelik rollerinden kaynaklı kadınlar olduğuna dair yaygın bir görüş var zaten. Öğretmenlik bakıcılık ve annelik ile özdeşleşiyor yani. Bir kere buradan kadını bir kalıbın içerisine koyuyorsunuz. Çocuklar ile çalışıyor olmaktan kaynaklı, hassasiyet ve psikolojik baskının yoğun olduğu bir iş benim yaptığım. Bazı siyasi partiler adeta  kadınlara ve kız çocuklarına düşman. Herhangi bir hür irade ve özgür düşünceye tahammülleri yok. Örneğin -dul kadınlar sahiplendirilmelidir- gibi bir açıklama yaptılar. Ben bunun çok korkunç olduğunu düşünüyorum bahsettiği şey bir eşya ya da evcil hayvan değil. İnsandan, kadınlardan bahsediyoruz. Oturtmak istedikleri politika kadınları tamamen iş yaşamından çeken ya da kendi istedikleri, ihtiyaç duydukları alanlarda çalıştıran bir Türkiye tablosu diye düşünüyorum. -Anaokulu öğretmenliğini yalnızca kadınlar icra edebilir ya da kadının görevi anneliktir- görüşleri de buradan besleniyor. Artık bu partiler mecliste söz sahibi bugün bunu değiştiremeyiz ama elimizdeki hakları daha fazla kaybetmek, istedikleri gibi karar çıkarmalarını istemiyorsak kadınlar olarak mutlaka bir arada olmalıyız diye düşünüyorum.”

Köle düzeni istiyorlar

Sohbetimizin diğer konukları Bahar ve Gülizar. Bahar 19, Gülizar ise 32 yaşında ikisi de Tuzla’da farklı tekstil fabrikalarında çalışıyor. İkisi de işçiliğe tekstilde başlamış. Bulundukları fabrikalarda bir yılı aşkın süredir çalışıyorlar. Bahar’ın çalıştığı tekstil fabrikası yabancı sermayeli ve görece daha kurumsal bir yer. Ağırlıkla kadın işçilerin çalıştığı fabrikada yaklaşık 200 işçi var. Gülizar’ın çalıştığı fabrika ise yine kadın işçilerin yoğunlukta olduğu görece daha küçük ve daha az işçinin çalıştığı bir yer. Şunu belirtmek gerekir, Bahar ve Gülizar yaşadıkları bölgede kadın mücadelesine aktif olarak katılan politik işçiler. Dolayısıyla bulundukları iş yerlerinde de kadınların yaşadığı sorunları daha duyarlı gözlerle izliyor ikisi de. Bu iki fabrika da ağırlıklı olarak AKP seçmeni kadınların çalıştığı yerler. Dolayısıyla işçi profili birbirine yakın denilebilir. “Muhalif görüşlü işçi yok diye anlaşılmasın ancak azınlıktalar” diyor Gülizar. Fabrikalarındaki sözle tartışmalar seçimden sonraki ilk haftalarda epey yoğunlaşmış. “Ancak bayram öncesi üretim yoğundu, işçilerin bir meseleyi tartışmayı bırak kafasını kaşıyacak vakti yoktu” diye ekliyor. 

Bahar kendi fabrikasındaki çalışma koşullarını şöyle anlatıyor: 

“Sevkiyat yetiştireceğimiz için muazzam bir üretim hızı ve baskısı var. İşçiler tuvalete gidecek zamanı bile zor buluyor. Gün sonunda bize söylenen sayıyı yetiştiremediğimizde ise ustabaşından azar yiyoruz. İşçilere ‘aptal, geri zekalı’ gibi hakaretler savuruyorlar. Bu hafta hava çok sıcaktı. Çalıştığım katta 4 tane büyük sanayi tipi ütü çalışıyor. Ortamın sıcaklığını siz düşünün. Buna rağmen iyi bir havalandırma sistemi yok içeride, birkaç tane pervane ile idare etmeye çalışıyoruz. Devasa bir emeğin karşısında gördüğümüz muamele içler acısı. Fabrikaya yabancı yatırımcılar geldiği vakit bir anda her şeye dikkat edilir, özen gösterilir oluyor. Denetleme işi bittikten sonra eski rutine devam.” 

Bahar da Gülizar da kendi fabrikalarında seçim sonrası ciddi bir kutuplaşma hali olduğunu söylüyor. AKP’li işçiler genel olarak seçim öncesine kıyasla daha özgüvenli ve Erdoğan’ı daha açıktan savunur durumdalar. Muhalif işçiler açısından da ciddi bir öfke hali var. Ekonomik sıkışmışlıktan, AKP’li işçileri sorumlu tutuyorlar. İki tarafın bir takım sorunlar için birbirini sorumlu tutması bir mesafe ve kutuplaşma hali yaratıyor. Meclise giren Hüda Par ve Yeniden Refah gibi partilere bakış muhalif işçiler açısından net. Hepsi kaygı dolu ve öfkeli. Ancak işçilerin öncelikli gündemi geçim sıkıntısı. Çünkü yokluk ve yoksulluk ciddi boyutlarda. Fabrikada olumsuz giden herhangi bir şeye işten atılırım korkusu ile ses çıkaramıyorlar. AKP’li işçilerden bazıları ilk turdan sonra Hüda Par’ın Cumhur İttifakı listesinde olduğunu öğrendi. Tartıştığımız AKP’li işçilerden bazıları YRP ve Hüda Par’ı eleştirmekten ziyade savunan pozisyonda kalıyor. Dolayısıyla ikna etmek ve tartışma bazen zor oluyor.” 

Gülizar’ın fabrikasında durum

 “İşçiler arasında kutuplaşma dili çok yaygın. Ekonomik sorunlar arttıkça birbirlerine duydukları tepki de artıyor. Kadın olmaktan kaynaklı sorunların aslına bakarsanız hepsi farkında, AKP’li işçi de CHP’li işçi de. Ancakişçi, yaşadığı sorunun devlet ve iktidar ile nasıl bir bağı var bunu kendiliğinden göremiyor. Benim fabrikamda çalışan genç bir kadın işçi fabrika içinde sevgilisi olduğu için işten çıkarıldı. Erkek işçi kovulmadı ama kadın işçi uygunsuz bulunduğu için kurban edilen oldu. Kadınlar günlük yaşamda böyle zorluklar ile yüz yüze kalıyor. YRP ve Hüda Par -fıtratına uygun- derken aslında ‘iyi köle’ istediğini söylüyor. Ne derlerse desinler işçiler kadınlar ve erkeklerden oluşuyor. Kadınların iş gücüne ihtiyaçları var. Ama bu anlayışın yaratmak istediği bir profil var. Onların istediği kadar konuşan, onların istediği kalıplara uygun giyinen, sosyal alanda yine onların koyduğu sınırlarda duran bir köle düzeni kurmak istiyorlar. Kısacası kazanılmış olan ne kadar hakkımız varsa saldıracaklar. Çünkü kadın hareketinin dinamik olduğunun da farkındalar. İşçi kadınlara, çalışan kadınlara büyük sorumluluk düşüyor. –Biz buradayız, her alanda yaşayabilir ve çalışabiliriz, haklarımızdan vazgeçmiyoruz- dememiz gerekiyor. Hayatta kalabilmemizin insan gibi yaşayabilmemizin tek yolu budur diye düşünüyorum.”

 

NOT:  Fabrika işçisi kadınların iş yerindeki güvenlik kaygıları nedeniyle haberde kullanılan isimleri değiştirilmiş ve görüntü alınamamıştır.

En az 10 karakter gerekli
Gönderdiğiniz yorum moderasyon ekibi tarafından incelendikten sonra yayınlanacaktır.


HIZLI YORUM YAP

Veri politikasındaki amaçlarla sınırlı ve mevzuata uygun şekilde çerez konumlandırmaktayız. KVKK uyarıları ve detaylar için veri politikamızı inceleyebilirsiniz.