Türkiye’nin 2020’de enerjide fosil yakıtların payı, yüzde 57’nin üzerine çıktı. Kömür santrallerinin gücüyle dünyada 14. sırada yer alan Türkiye’nin, iklim değişikliğini hızlandıran sera gazı emisyonlarını düşürebilme imkânı var mı? Termik santrallerde 2010’da 3 bin megavat olan ithal kömür kurulu gücü, 2021 sonu 10 bin megavata çıkacak. Son yıllarda “millî enerji” söylemi öne çıkarken kömürde ithalat artıyor. Güneş ve rüzgâr enerjisinden elektrik üretiminde ise mali ve bürokratik yönden birçok sorun yaşanıyor.

SERCAN ENGEREK / İZMİR - YAZI DİZİSİ         24/03/2021     678 GÜN ÖNCE

Elektriğin fosil yakıtlardan üretildiği Türkiye’de, TÜİK’in verilerine göre, sera gazı emisyonunun yüzde 71’i enerji sektöründen kaynaklandı. Hammaddesi çoğunlukla ithal kömür ve doğalgaz olan termik santrallere verilen teşvik artarken rüzgâr ve güneş enerjisinde birim başı “düşük” fiyat politikasına gidildi. 

 

Türkiye, 2020 yılında elektrik üretiminin yüzde 57’sini baca filtreleme konusuyla gündemde olan termik santrallerden elde etti. Enerji üretiminde doğalgaz santralleri yüzde 23, ithal kömür santralleri yüzde 20, linyit ve taş kömürü yakılan yerli kömür santralleri yüzde 13, asfaltit yakan santraller yüzde 1 oranında paya sahip. Yenilenebilir enerji sınıfında değerlendirilen ancak karbon emisyon oranı yüksek atık lastik ve belediye çöpü yakılan biyokütle santrallerinin enerji üretimindeki payı ise yüzde 2.

TMMOB Elektrik Mühendisleri Odası (EMO) ve Çevre Mühendisleri Odası yetkilileri, 24 Saat Gazetesi’ne konuya ilişkin açıklamalarda bulundular.

 TMMOB Elektrik Mühendisleri Odası (EMO) Yönetim Kurulu üyesi Mehmet Özdağ, son 10 yılda elektrik üretiminde rüzgâr ve güneş enerjisi kullanım oranının, olması gerekenin altında kaldığının altını çizdi. Özdağ’ın verdiği bilgiye göre, 2020 yılında enerjide fosil yakıtların payı yüzde 57’nin üzerine çıktı.  

 

Termik santrallere kapasite mekanizması, alım garantisi, çevre izni olanlara fazladan yapılan ödemeler toplamının 12 milyar lirayı bulduğunu dile getiren Özdağ, şu değerlendirmede bulundu:

 

“2020’de 8 bin 987 megavat (MW) olan ithal kömür santrali kapasitesinin yılsonuna kadar bin 320 MW daha arttırılması öngörülüyor. Yenilenebilir enerjide ise devreye girecek lisanslı santrallerde üretilecek elektrik için 10 yıl boyunca TL üzerinden alım garantili fiyat uygulanacak. Buna göre, Rüzgâr Enerjisi Santralleri (RES) ve Güneş Enerjisi Santralleri (GES) için kilovat/saat başına 32 kuruş üzerinden alım garantisi verilecek. Ortalama dolar kuru üzerinden bu da yaklaşık 4,4 cent ediyor. Ancak çevre ve sağlık boyutuyla hayatî riski bulunan nükleer enerjide Akkuyu Nükleer Güç Santrali için 2040’lı yıllara kadar 12,3 ila 15,33 (dolar) cent alım garantisi verildi. Dolayısıyla RES’e verilen teşviklerde yüzde 40, GES’e verilen teşviklerde yüzde 67 azalma söz konusu.”

 

Taşkömürü tüketiminde en büyük pay termik santrallerde

 

Enerji ve Tabii Kaynaklar Bakanlığı’nın istatistiklerine göre, Türkiye’de 330 adet doğalgaz, 68 adet kömür santrali mevcut. Cumhurbaşkanlığı Yıllık Programa göre de, 2010’da 32 bin 182 megavat olan termik santral kurulu gücü, 2021’de 47 bin 566 megavata çıkacak.

 

Global Energy Monitor adlı fosil yakıtlı santral projelerini izleyen sivil kuruluşa göre yeni projelendirilen termik santrallerde Türkiye Çin’den sonra 2. sırada geliyor.

 

2012’yi “Kömür Yılı” ilân eden Türkiye, “millî enerji” adı altında yerli kömür kullanımını arttırmayı planlıyor. Alpu (Eskişehir), Ergene (Tekirdağ), Dinar (Afyonkarahisar), Elbistan (Kahramanmaraş) ve Ayrancı (Karaman) sahalarında yeni kömür santrali kurulacak.

 

Ekosfer Derneği’nin yayımladığı “Türkiye’de Kömür” analizinde Türkiye’nin, kömür santrallerinin kurulu gücü bakımından dünyada 14. sırada yer aldığı vurgulanıyor. TMMOB Maden Mühendisleri Odası’nın (MMO) 2020 yılı “Kömür ve Enerji” raporunda 2018’de Türkiye’de kömür tüketimindeki en büyük payın yüzde 60,7 ile termik santrallere ait olduğu belirtiliyor.

 

İthalat arttı; fosil yakıt politik bir tercih

MMO raporunda, 2018’de tüketilen kömürün 1,10 milyon tonu yerli taşkömürü, 39,14 milyon tonu ithal kömür olduğu bildiriliyor. Türkiye Taşkömürü Kurumu’nun raporuna göre, 2000’da 12 milyon 990 ton olan taşkömürü ithalatı, 2019’da 38 milyon 300 tona yükseldi. 2010’da termikte 3 bin 281 megavat olan ithal kömür kurulu gücü ise, Cumhurbaşkanlığı Yıllık Programı’na göre, 2021’de 10 bin 307 megavata çıkmış olacak.

 

Enerjinin ekonomi-politiğini değerlendiren Özdağ, enerjide “yerlilik” ve “millilik” söylemlerinin öne çıkarıldığı ve ithal fosil yakıt bağımlılığının arttırıldığı görüşünde.

 

“Yerli kömür” politikasıyla, kömür sahalarının rödovans yoluyla özel sektöre açıldığına değinen Özdağ, 2014’te Soma ve Ermenek’teki maden facialarını hatırlatıyor. İthal kömüre verilen muafiyet ve desteklerle ithal kömürlü santrallerde son yıllarda büyük bir artış yaşandığına işaret eden Özdağ şunları söylüyor:

 

“Enerji talebinin ithalatla karşılanmasıyla, enerji alanında kamu teşvikleriyle yeni sermayedarlar yaratıldı. Halkın kendi enerjisini üretmesinin önüne ise bürokratik engeller konuldu. Hâlbuki Türkiye, özellikle doğalgazda fosil yakıt kaynak fakiri, yenilenebilir enerji kaynaklarında ise zengin bir ülke. Yenilenebilir enerji verimliliği açısından kapasitesi son derece yüksek… Türkiye’nin RES ve GES gibi yenilenebilir enerji kaynakları potansiyelini yeterince değerlendirememesi tamamen politik bir tercih.”

Yenilenebilir enerjideki engelleri anlatan Özdağ, ilk sıraya elektrik dağıtım şebekelerinin özelleştirilmesini koyuyor. Dağıtım şirketlerini, halka daha fazla ve daha yüksek fiyatla elektrik satmak üzere kurgulanmış yapılar olarak değerlendiren Özdağ, “Lisanssız GES’lerden alınan sistem kullanım bedelleri ve aylık mahsuplaşma zorunluluğu GES yatırımlarının geri dönüş sürelerini çok uzatıyor. Bu durum GES potansiyelimizin önündeki en büyük engel” saptamasında bulundu.

 

Uygulama ile söylem arasındaki fark

TMMOB Çevre Mühendisleri Odası İzmir Şubesi Başkanı Emine Helil İnay Kınay, kömür kaynaklı elektrik üretiminin güneş enerjisindeki üretimden 15, rüzgâr enerjisindeki üretimden altı kat fazla olduğuna dikkat çekiyor. Ülkedeki termik santrallerde en çok linyit ve taşkömürü kullanıldığını anımsatan İnay Kınay, sözlerine şöyle devam ediyor:

 

“Termik santraller, kömür ve linyit yakılması karbondioksit, kükürtdioksit, azotdioksit gibi ağır metallerin havaya salınmasına neden oluyor. Bu santraller, kömür yakması sebebiyle iklim değişikliğine neden olan sera etkisi yüksek gazların ana endüstriyel kaynağı. Planlanan termik santraller yapılırsa kömüre dayalı kurulu güç yaklaşık üç katına çıkmış olacak. Bir taraftan iklim değişikliğiyle mücadeleye ilişkin eylem planları, sera gazı emisyonlarının azaltımına yönelik hedefler ortaya konurken diğer taraftan mevcut termik santrallerin yarattığı olumsuzluklar, verilen muafiyetler ve yeni planlanan kömürlü termik santral yatırımları göz önüne alındığında eylem ve söylem arasında büyük fark olduğunu görüyoruz.”