DOLAR 32,3734 0.18%
EURO 34,8267 0.11%
ALTIN 2.407,400,03
Ankara
28°

AÇIK

Gazetecilere yönelik baskılar ve tutuklamalar sürüyor
  • 9.Köy
  • Gündem
  • Gazetecilere yönelik baskılar ve tutuklamalar sürüyor

Gazetecilere yönelik baskılar ve tutuklamalar sürüyor

23 Nisan sabahı İstanbul merkezli 2022 tarihli bir soruşturma gerekçesiyle İstanbul, Ankara ve Şanlıurfa’da 9 gazeteci gözaltına alındı.

ABONE OL
16 Mayıs 2024 14:13
Gazetecilere yönelik baskılar ve tutuklamalar sürüyor
0

BEĞENDİM

ABONE OL

Enes Beyaz

İstanbul’da yapılan ev baskınlarında, Mezopotamya Ajansı(MA) muhabiri Esra Solin Dal, Yeni Yaşam Gazetesi çalışanı Enes Sezgin ile gazeteciler Saliha Aras, Yeşim Alıcı, Beste Argat Balcı, Şirin Ermiş, Erdoğan Alayumat, Ankara’da yapılan ev baskınında MA muhabiri Mehmet Aslan, Şanlıurfa’da yapılan ev baskınında ise gazeteci Doğan Kaynak gözaltına alındı. Gözaltına alınan gazeteciler için 24 saat avukat görüş yasağı getirildi. Gazetecilerin gözaltı tutanağında; basın açıklamaları, yürüyüş ve eylemleri takip ettiği gerekçesiyle “örgüt ile bağlantılarının” olduğu iddia edildi. 22 Nisan Kürt Gazeteciler Günü’ne dair Demokratik Basın Birliği’nin açıklamasının da yer aldığı gözaltı tutanağında bu açıklamanın “yol gösterici” olduğu iddia edildi.

İstanbul’da gözaltında tutulan gazetecilere polislerin “Avukat görüşüne gideceksiniz” denilerek mülakata zorlandıklarını ve gazeteciler avukatlarının olmadığı bir görüşme gerçekleştirmeyeceklerini ifade etti. Emniyet ifadesinde polisin, Saliha Aras’a “Yeni Yaşam gazetesi ile MA, aralarında haber alıp veriyorlar bu yüzden iltisaklılar” diyerek gazeteciler arasındaki paslaşma ve meşru çalışmaları “örgütsel faaliyet” olarak nitelendirmesi dikkat çekti.

23 Nisan’da gözaltına alınan gazetecilerin 72 saatin ardından savcılık ifadeleri alındı. Savcılık ifadelerinin ardından gazeteciler Mehmet Aslan, Esra Solin Dal ve Erdoğan Alayumat, tutuklama istemiyle mahkemeye sevk edildi. Diğer tüm gazeteciler adli kontrol şartıyla serbest bırakıldı. Tutuklama talebiyle nöbetçi mahkemeye ifade veren gazeteci Aslan, Dal ve Erdoğan örgüt üyeliği iddiasıyla tutuklandı. Bakırköy Kapalı Kadın Cezaevine götürülen Gazeteci Esra Solin Dal çıplak aramaya maruz kaldı.

Gazetecilerin gözaltına alınması ve tutuklanmasına ilişkin gazeteci Diren Yurtsever, Disk Basın-İş Genel Başkanı Turgut Dedeoğlu ve Medya ve Hukuk Çalışmaları Derneği Eş Direktörü Veysel Ok değerlendirmelerde bulundu.

Diren Yurtsever

“Basın özgür değilse kimse güvende değildir”

Gazetecilere yönelik gözaltı ve tutuklamaların keyfi ve siyasi saiklerle gerçekleştiğini belirten Diren Yurtsever, “Eğer bir ülkede basın özgür değilse o ülkede kimse güvende değil demektir, demokrasi yok demektir. Özgürlükler, demokrasi ve temel haklar açısından bu kadar belirleyici olan basın özgürlüğü aslında herkesin sorunudur. Gerçeklerin karanlıkta kalmaması için ve özgürlükler için başta gazeteciler ve toplum, haber yapma ve haber alma hakkına sahip çıkmalı ve her koşulda basının özgürlüğünü savunmalıdır” ifadelerini kullandı.

İktidarın gazetecileri hedef göstermesi, baskıya maruz bırakması sahada da kolluğun keyfi bir şekilde davranmasına neden oluyor” diyen Yurtsever, sözlerini şöyle sürdürdü, “Kürt gazeteciler ülkenin kanayan bir yarası olan Kürt sorunu ile ilgili haberler yaptıkları için bugün hedefte. Yani iktidar Kürt sorununa dair kimse konuşmasın istiyor.”

Gazeteci Esra Solin Dal’a çıplak arama uygulamasının kabul edilemez olduğunu ifade eden Yurtsever, “Çıplak arama işkencedir ve suçtur. Bu uygulamayı asla kabul etmiyoruz ve bunu teşhir etmeye devam edeceğiz” diye konuştu.

Veysel Ok

“Basın ve ifade özgürlüğü kökünden kaldırılmaya çalışılıyor”

Hukuk ekibi ile gazetecilere ulaşmaya çalıştıklarını fakat 24 saatlik görüş yasağından dolayı ulaşamadıklarını, bu yasağa ve dosyanın gizlilik kararına itiraz ettiklerini ancak itirazlara ilişkin bir sonuç alamadıklarını belirten MLSA Eş Direktörü Veysel Ok şunları söyledi: “Türkiye’de gazetecilerin evlerinin basılarak  gözaltına alınmasının ardından avukat görüş yasağı getirilmesi, tutuklanmasının ardından dosyaya gizlilik kararı verilmesi rutin bir işlem haline geldi. Son 8-9 yıldır iktidar ve belli odaklar gazetecilerin özgürce işini yürütmemesi için elinden gelen her şeyi yapıyor. Türkiye’de iktidarı rahatsız eden, hak ihlalleri, yolsuzluk, Kürt sorunu gibi haberler yapan gazeteciler her an yargısal bir taciz ile karşı karşıya kalıyor. Bu taciz, tutuklama, habere erişim engeli, yüklü miktarda tazminat ile oluyor. 23 Nisan’da gazetecilere yapılan operasyon da Türkiye’de basın ve ifade özgürlüğünün kökünden kaldırılmaya çalışıldığını gösteriyor.

“Öncelikle Anayasa’ya uyulsun”

Gazetecilerin daha rahat çalışabilmesi için öncelikle Anayasa’ya uyulması gerektiğinin altını çizen Veysel Ok, “Anayasa’ya uymaları şu anda cezaevinde olanların tahliyesini sağlayacaktır. Anayasa’ya uyulduğu taktirde gazeteciler daha rahat çalışacak, ekipmanlarına el konulmayacak, tutuklanmaları zorlaştıracaktır. Türkiye’de Anayasa’ya uymayan bir iktidar ve yargı bürokrasisi var, biz de buna karşıyız. TCK’daki sansür maddelerinin çıkarılması, Basın Kanunu’nun modernize edilmesi, İnternet Kanunu’ndaki maddelerin anayasaya aykırı hükümlerinin değiştirilmesi şart, ama temel mesele anayasanın gazetecilerle ilgili ifade özgürlüğü hükümlerinin uygulanmaması” değerlendirmesinde bulundu.

Turgut Dedeoğlu

“Topluma gazeteciler ile illgili farklı izlenim veriliyor”

Gözaltı uygulamasının gazetecilere karşı cezalandırma aracı olarak kullanıldığını belirten DİSK Basın-İş Başkanı Turgut Dedeoğlu, “Gözaltına alınan gazetecilerin çağrıldıklarında kendi istekleri ile ifade vermeye gidecekleri bilinen bir gerçek. Ancak sabaha karşı ev baskınları, darp ve ters kelepçe uygulamaları ile topluma karşı farklı bir izlenim verilmeye çalışılıyor. İlk öğrendiğimizde durumu teyit etmeye, arkadaşlarımıza ulaşmaya çalıştık. Gözaltı sürecinde yakınlarınıza haber verilmesini isteme hakkı, bir avukatın hukuksal yardımından yararlanma hakkı ve ne ile suçlandığınız hakkında bilgilendirilme hakkı, bir doktor tarafından muayene edilme hakkı, üzerinize atılı suçla ilgili bilgi vermeme-susma hakkı, gözaltı işlemine karşı itiraz etme hakkı gibi haklara sahibiz. Ama gazeteci gözaltılarında dosyaya gizlilik kararı konularak bu süreçlerin çoğu işletilmiyor. Tam bir karartma yaşıyoruz” dedi.

“Amaç, medyayı sindirmek”

Basın özgürlüğünün demokratik bir toplumun sağlıklı işleyişi için hayati öneme sahip olduğunu ifade eden Dedeoğlu, şunları söyledi:

Basın özgürlüğü ile toplumun özgür bir şekilde konuşma, yazma, yayın yapma ve kamuoyunu bilgilendirme haklarının korunması, hakim otoritelere karşı çoğulcu ve çeşitli görüşlerin ifade edilmesini sağlamak için herkesin söz söyleme hakkına sahip olmasının güvence altına alınması gerçekleşir. Devlet baskısı ve korkusu ile yaşayan bir basın, kamunun avukatlığı görevini yerine getiremez, toplumsal yararları savunamaz. Gazetecilerin soruşturma altına alınması veya cezaevine gönderilmesi, bazı durumlarda ifade özgürlüğünü kısıtlamak ve medyayı sindirmek amacı taşıyor. Bu tür uygulamalar, demokratik toplum düzeninin temel taşlarından olan şeffaflık ve hesap verebilirlik ilkelerine zarar veriyor.”

“Muhalif gazeteciler devlet düşmanı ilan ediliyor”

Gazeteciliğin temel görevlerinden birinin, hükümetlerin ve diğer güç odaklarının hesap verebilirliğini sağlamak olduğunu hatırlatan Dedeoğlu, “İktidar, Ceza Kanunu ve Terörle Mücadele Kanunu aracılığıyla devleti korurken basın özgürlüğünü kısıtlamaktadır. İktidarın baskıcı yasalarla kurduğu otorite, medya çalışanlarını otosansür uygulamaya yöneltmekte; muhalif konumda yer alan gazeteciler ise devlet düşmanı ilan edilmektedir. Tutuklanan gazetecilerin, tutuklu yargılanma sürecinde basın faaliyetlerinden tamamıyla kopması ve bunun doğal sonucu olarak sansüre ve oto-sansüre boyun eğmek zorunda kalmasının önü açılmaktadır” diye konuştu.

İfade özgürlüğünün yaşama hakkı gibi insanın en temel haklarından biri olduğunu kaydeden Dedeoğlu, “Bu hak bazı meslek grupları için o mesleğin varlığını sürdürebilmesi açısından elzem nitelik taşımaktadır. Bu durum basın meslek grubu için böyledir. Demokratik ülkelerde basına yasama, yürütme ve yargıdan sonra 4. büyük kuvvet olma özelliği atfedilmektedir. Bir ülke ne kadar demokratikse basın da o kadar özgürdür. Basın ve ifade özgürlüğünü korumak için, demokratik kurumların güçlendirilmesi, yasaların bu hakları güvence altına alması ve basın kuruluşlarının bağımsızlığının desteklenmesi önemlidir. Basın meslek örgütlerinin toplumda bu konuda farkındalık yaratması ve mesleki dayanışmayı büyütmesi kaçınılmazdır. Özgür basın varsa özgür toplum vardır” ifadelerinde bulundu.

En az 10 karakter gerekli
Gönderdiğiniz yorum moderasyon ekibi tarafından incelendikten sonra yayınlanacaktır.


HIZLI YORUM YAP