Çoklu Baro Yasası’nı protesto etmek için Türkiye’nin dört bir yanından gelen Baro Başkanları, 2020 yılının Haziran ayında TBMM girişinde oturma eylemi yapmıştı. Eylemi izlemek isteyen gazeteci Sibel Hürtaş polis tarafından darp edilerek, gözaltına alınmıştı. Sibel Hürtaş ile hakkında açılan davaları ve gazetecilerin yaşadığı baskı ve zorlukları konuştuk.


Gazetecilik
Haber: Ayça Onuralmış         22/07/2022     68 GÜN ÖNCE

Gazeteci Sibel Hürtaş, “Karşı karşıya bulunduğumuz pratik süreçte, gazeteciler yazdıkları haberler üzerinden terör yasalarından yargılanarak, toplum gözünde kriminalize edilmeye ve sistem dışına itilmeye çalışılıyor” dedi.

Çoklu Baro Yasası’nı protesto etmek için Türkiye’nin dört bir yanından gelen Baro Başkanları, 2020 yılının Haziran ayında TBMM girişinde oturma eylemi yapmıştı. Eylemi izlemek isteyen gazeteci Sibel Hürtaş polis tarafından darp edilerek, gözaltına alınmıştı. Hürtaş, gözaltı aracında boğazı sıkıldığını ve işkenceye maruz kaldığını belirtirken, polisler hakkındaki suç duyurusu takipsizlikle sonuçlanmış, polislerin Hürtaş hakkındaki suç duyurusu üzerine ise 3 yıl hapis istemiyle dava açılmıştı.

Gazeteciliğe başladığı 1998 yılından bu yana sürekli davalarla karşı karşıya kaldığını belirten Hürtaş, eskiden gazeteciler hakkında “soruşturmanın gizliliğini ihlal” gibi konularda davalar açılırken, son dönemde “terör örgütü propagandası” ya da “terör örgütü üyeliği” suçlamasıyla da dava açıldığını söyledi. Hürtaş, böylece gazetecilerin yazdıkları haberler üzerinden terör yasalarından yargılanarak, toplum gözünde kriminalize edilmeye ve sistem dışına itilmeye çalışıldığını dile getirdi.

Hürtaş ile hakkında açılan davaları ve gazetecilerin yaşadığı baskı ve zorlukları konuştuk.

Gazeteci Sibel Hürtaş

Baro Başkanlarının Meclis parkında Çoklu Baro Yasası’nı protesto eylemini takip ederken polis tarafından engellendiniz ve sonrasında gözaltına alındınız. Polis sizi hangi gerekçeyle engelledi?

2020 yılının Haziran ayında AKP tarafından hazırlanan ve illerde 2. ve 3. baroların açılmasını öngören yasa teklifine Baro Başkanları tepki göstererek bir yürüyüş düzenledi. Bu yürüyüşün son durağı Temmuz ayının ilk haftasında Yasa’nın görüşüleceği Meclis’ti. Ben de bu yürüyüşü takip ediyordum. 

Baro Başkanları 2 Temmuz gecesi TBMM parkında bir araya geldi. Bu eylemi gece 02.00 sularına kadar takip ettim ve herhangi bir engelleme ile karşılaşmadım. 3 Temmuz sabahı alana yeniden geldiğimde, Meclis bahçesi bariyerlerle kapatılmıştı ve bazı basın yayın kuruluşlarının bariyerden girmesine izin verilmedi. 

Biz önce polisin koyduğu bu yasağa karşı çıktık ve halkın haber alma hakkı açısından gazetecilerin olay yerine girmesini talep ettik. Israrlarımız sonuç verdi ancak içeri girer girmez, eylemi takip ettiğim sırada yanıma polisler geldi. Önce kimlik göstermemi istediler, kimliğimin boynumda asılı olduğunu söyledim ve gösterdim. Ardından pandemi kurallarına uygun hareket etmediğimi söylediler. Bu ve benzeri gerekçelerle gözaltına aldılar. 

 

Meclis parkında ve gözaltında neler yaşandı?

Meclis parkındaki gözaltı işlemine burada bulunan tüm Baro Başkanları ve milletvekilleri karşı çıktı. Çok kalabalık bir çevik kuvvet ekibi beni darp ederek, zorla gözaltı arabasına bindirmeye çalıştı. Bu kötü muameleye karşı çıkan milletvekilleri ve baro başkanları da aynı muameleden nasibini aldı. Bir milletvekili boğazı sıkılarak, polisler tarafından itildi, bir milletvekiline ise tekmeler atıldığını gördüm. Büyük bir arbede yaşandı. 

Ben gözaltı aracına bindirildikten sonra Baro Başkanları ve milletvekilleri gözaltı aracının önüne geçti ancak bir polis amiri, “Geç geç” talimatını verdi ve gözaltı aracının şoförü milletvekillerinin üzerine arabayı sürerek beni adeta alandan kaçırdı. 

İşkence ve kötü muamele gözaltı aracı içinde de sürdü. Yanıma oturan bir kadın polis başımı kollarının arasına aldı ve ağzımı kapattı. Bu sırada nefessiz kaldım, “Nefes alamıyorum” deyince de “Öl öl, ölmeni istiyorum” dedi. Bu şekilde Kavaklıdere Polis Karakolu’na kadar gittik. Bana pandemi kurallarına uymadığım gerekçesiyle para cezası kestiler. Avukatların yaptığı işlemler sonrasında ise bırakıldım. 

 

2 gün iş göremez raporu almanıza rağmen polisler hakkında yaptığınız suç duyurusu takipsizlikle sonuçlanırken, sizi darp eden polislerin şikayeti üzerine hakkınızda 3 yıla kadar hapis cezası istemiyle dava açıldı. Polislerin gerekçesi neydi ve bu konuda neler söylersiniz?

Polisler tarafından götürüldüğüm hastanelerde iş göremez raporu vermediler. Ertesi gün gittiğim bir hastaneden iş göremez raporu aldım. Ayrıca Türkiye İnsan Hakları Vakfı da bana yapılan işkenceyi belgeledi. Bu belgeler ile polisler hakkında suç duyurusunda bulundum, ama Savcılık takipsizlik kararı verdi. 

Polisler de hakkımda suç duyurusunda bulunmuş. Şikayet nedeni kamu görevlisine görevini yaptırmama. Benim şikayetim üzerine takipsizlik kararı veren Ankara Cumhuriyet Başsavcılığı, polislerin yaptığı şikayet üzerine dava açtı. 

Ben gazeteciyim, bir kamu görevi icra ediyorum. O gün Meclis parkına, kamu adına haber takibi için gittim. Ancak hiçbir gerekçe gösterilmeden önce engellendim ardından gözaltına alındım. Dolayısıyla kamu adına görev yapan bir gazetecinin, görev yapması polisler tarafından engellenmiştir. Bu halkın haber alma hakkının doğrudan ihlalidir.   

 

Hakkınızda daha önce de yaptığınız programa katılan konuğun sözleri, yaptığınız haberler, sosyal medya paylaşımlarınız, hatta oğlunuzun fotoğrafı nedeniyle hapis istemiyle davalar açılmıştı. Basın ve ifade özgürlüğü kapsamında buna ilişkin neler söylersiniz?

1998 yılından bu yana gazetecilik yapıyorum, sürekli davalarla karşı karşıyayım. Ancak son yıllarda açılan davalarla daha önce hakkımızda açılan davalar arasında şöyle bir fark var: 

Daha önce yargılandığım konular, “soruşturmanın gizliliğini ihlal” vb. konulardı. Yani direk haberi ilgilendiren, habere ilişkin davalardı. 

Ancak son dönemde gazetecilere “örgüt propagandası yapma” ya da “örgüt üyeliği” suçlarından dava açılıyor. En fazla yargılandığımız davaların başında Terörle Mücadele Yasası’nın 7/2. maddesinde düzenlenen propaganda suçu geliyor. 

Karşı karşıya bulunduğumuz pratik süreçte, gazeteciler yazdıkları haberler üzerinden terör yasalarından yargılanarak, toplum gözünde kriminalize edilmeye ve sistem dışına itilmeye çalışılıyor. Hakkınızda bu ve benzer davalar açıldığında basın kartı alamıyorsunuz ya da çalıştığınız kurum Basın İlan Kurumu’ndan ilan ve reklam alamıyor. Belki siz davadan beraat ediyorsunuz ama açılan soruşturma ve davaların böyle alternatif yaptırımları da oluyor. 

Bu alternatif yaptırımlar, sistemin kendi makbul gazetecilerini yaratmak ve sadece onları yaşatmak, diğerlerine yaşam hakkı vermemek üzerine kurulu bir sistemin ürünü. 

 

Gazeteciler haber takibi yaparken ne gibi zorluklarla karşılaşıyor? Bu baskı ve zorlukları aşmak için neler yapılabilir? 

Gazeteciler sokağa çıktıkları andan itibaren, polisin engellemesi ile karşı karşıya kalıyorlar. Kamera ve fotoğraf makinelerinin objektifleri, kalkanlar tarafından karartılıyor, eylem alanlarına sokulmuyor, ısrarcı oldukları anda kötü muamele ve gözaltı uygulamalarına maruz bırakılıyorlar. Topyekün mücadele şart. Dayanışma mücadelenin en önemli koşullarından biri. 

Diğer yandan sendikamız ve gazetecilik örgütlerimizin bu anlamda önemli çalışmaları ve mücadeleleri var. Bunlara da her anlamda katkı sunmamız gerekiyor.