‘’Kardeşini Doğurmak’’ kitabının yazarı gazeteci Büşra Sanay’a göre Türkiye’de çocuk istismarı ve ensest vakalarının üstü aile yapısına zarar verilmemesi adına kapatılıyor. Sanay, medyanın çocuk istismarı konusunda üzerine düşeni yapmadığını, olayların topluma yansımasının yöneticiler ve devlet tarafından engellendiğini belirtiyor.


İnsan Hakları
Haber: Meltem Suat         19/04/2022     70 GÜN ÖNCE

Türkiye’de son yıllarda kamuoyuna yansıyan çocuk istismarı ve ensest rakamlarında büyük bir artış yaşanırken, konuyla ilgili haberleri derleyerek kitaplaştıran Gazeteci Büşra Sanay’a göre medya üzerine düşen görevi yerine getirmiyor.

Son ensest vakalarından biri geçtiğimiz günlerde Mersin’de, 3 yaşındaki Müslüme Yağal’ın ölümü ile ortaya çıktı. Adli Tıp Kurumu’nda yapılan DNA testiyle Yağal’ın biyolojik babasının aslında dedesi Hasan Yağal olduğu belirlenirken, dede Hasan Yağal cinsel istismar suçundan tutuklanarak cezaevine gönderildi. Büşra Sanay, ensest konusunda medyanın üzerine düşen görevi yerine getirmediğini vurguladı.

Bu toplumu sarsan olayla birlik Türkiye’de ensest ve çocuk istismarı konusu tekrar tartışılır hale geldi. Türkiye Kadın Dernekleri Federasyonu 56 ilde yaptığı çalışmayla ‘’Türkiye Ensest Atlası’’nı hazırladı. Hazırlanan rapor Türkiye’de ensest oranın yüzde 40 olduğunu ortaya koydu. 

Raporun yayınlanmasının ardından federasyon başkanı Canan Güllü ile röportaj yapan gazeteci Büşra Sanay röportajın ardından Türkiye’de yaşanan çocuk istismarı ve ensest vakalarını gün yüzüne çıkarabilmek için 2018 yılında ‘’Kardeşini Doğurmak’’ kitabını yazdı. Sanay’la kitabını, ülkede yaşanan vakaları ve medyanın rolünü konuştuk.

Soru: Öncelikle Kardeşini Doğurmak kitabını yazma fikri nereden çıktı? yazarken nasıl bir süreç izlediniz?

Yanıt: “Bu konuya şimdiye kadar, iliğine değecek kadar dokunulmamış olması büyük bir şoktu benim için. Yıllarca haber merkezine ajanslardan haberler düşerdi ve bu haberlerin içinde maalesef, ensest haberleri de olurdu. Ancak insanın tüylerini bu kadar ürpertmesine rağmen hiçbir şey yokmuş, aslında orada bir şey yaşanmamış gibi üç maymun oynanırdı çoğu yerde olduğu gibi. Ama mesela Japonya’da hayvanat bahçesinde dünyaya gelen yavru panda haber olurdu. 

Üstü kapatılır, gösterilmemeye çalışılır ve bu olaylar kimseye duyurulmaz Türkiye’de. Hala da öyle. Biz, sosyal medya olduğu için çoğunu biliyoruz. Bir şekilde ortaya çıkıyor. Artık kadınlar daha güçlü, seslerini daha gür çıkarabiliyor ve artık ülkede kadın kadının yurdu ve bunu hepimiz biliyoruz. Önceden de böyleydi ama şimdi büyük bir birlik beraberlik ve tek seslilik var. 

En son 1.5 aylık erkek bebek tecavüz sonucu bağırsakları patladığı için ölmüştü. Ve o olaydan sonra, ensest ile ilgili röportajlar yapmaya karar verdim. Türkiye Kadın Dernekleri Federasyonu Başkanı Güllü ile başladım röportajları yapmaya. Çok fazla olunca kitaba dönüştürdüm. Zülfü Livaneli kitaba dönüşmesi anlamında bana inanılmaz bir ışık yaktı. Sonrasında uzun süreli çalışmalarım başladı. Zorlu bir yoldu çünkü bu konuya dokunan herkesle konuşmak istedim. Zorladım. Ulaşamadıklarım da oldu elbette. Cezaevlerine girip istismarcılarla konuşmak için izin almak çok kolay olmadı. Araya 15 Temmuz girdi ve süreç uzadı. Sosyologlar, hukukçular, öğretmenler, ilahiyatçı, film yönetmeni ve en önemlisi istismara maruz bırakılan insanlar, hepsiyle konuştum. Elimden geldiği kadar ve onları incitmemeye çalışarak. Sonrasında ortaya Türkiye’de çok satılan kitaplardan biri çıktı ve hala da insanlar çok satın alıyor. Buna benim de çok şaşırdığımı söylemeliyim. Üniversitede öğretmenler kitaptan sınav soruları soruyormuş. 

Soru: Bu süreçte en çok hangi konuda zorlandınız?

Yanıt: Yukarıda da sözünü ettiğim gibi, istismara maruz bırakılan insanlar. Onları bulmak, onlarla konuşmaya çalışmak beni çok zorladı. Psikolojik olarak elbette… Onları kırmaya korktuğum için zordu. Çünkü benim çocukluğum onlarınkine benzemiyordu ve onların gözünden kendime baktım hep röportajlar esnasında. Benim için hiç kolay değildi geçmişlerini onlara hatırlatarak sorular sormak ve iyice hatırlatmak… Ancak onlar da çok yardımcı olmak istediler ve anlattılar. Başka çocukların hayatları kararmasın ve annelerin

Soru: Ensestin tanımı nedir?

Yanıt: Aile içinde nikah düşmeyen kişilerin ilişkisi olarak geçer. Bana sorarsanız, kuzen evlilikleri de rızalı ensest. Dedenin toruna, babanın kızına, abinin kardeşine, torunun anneanneye, annenin oğluna yaptığı istismarlar tacizler ensesttir.

Soru: Türkiye gibi muhafazakâr toplumlarda ensest ve çocuk istismarı neden halı altına süpürülerek kapatılmaya çalışılıyor?

Yanıt: Ülkenin muhafazakâr olduğunu düşünmüyorum. Muhafazakârlaştırıldığını düşünüyorum. Çünkü aile yapısı Türkiye’de çok önemli ve bu olaylar yaşandığında üstü kapatılıyor ki temel taşına zarar vermesin diye. Bu tabi başka pencere bakışı. Ancak üstü kapatılmasının çeşitli sebepleri var. Canıyla tehdit etmek bunların en başında geliyor. Aman komşular duymasın, aman adımız çıkmasınlar da bunu takip ediyor… Kadınlar ekonomik anlamda güçlü değil, güçlü yetiştirilmiyor, kendine özgüvenli ve açık sözlü yetiştirilmiyor. Korkutularak sindirilerek büyütülüyor bazı insanlar. O yüzden herkes ebeveyn olmamalı, ancak insan dünyaya getirmek çok kolay geliyor insanlara… O çocuk kendiliğinden büyüyecekmiş gibi. Dünyadaki en zor sanat insan yetiştirmek ancak yeryüzünde çok sayıda kötü insan var…

Soru: Medya bu konuda üzerine düşeni yapıyor mu?  Türk medyası çocuk haklarını korumada ne kadar başarılı?

Yanıt: Türk medyası elbette üzerine düşeni yapmıyor. Yapması da engelleniyor. Sonrasında ise zaten acayip bir otokontrol giriyor devreye ve yöneticiler zaten bunu engelliyor, yansıtmıyor topluma. Topluma olduğu gibi anlatmazsın olayı belki ama nelere dikkat etmek gerek, nasıl anlaşılır, çocuğunu nasıl okursun, ona kendini iyi ifade etmeyi nasıl öğretirsin, annenin öğretmenlerin babaların neler bilmeleri hayat kurtarır gibi yayınlar yapılabilir. Zaten tüm bunlara dayanamadığım için de bu kitabı yapmak istedim. Susmak zorunda kaldıklarımı, kaldıklarımızı anlatmak istedim yaşayanların ve buna bir şekilde şahit olanlar üzerinden.

Soru: Son yıllarda başta Müge Anlı olmak üzere bir çok televizyon programında bu vakalar gün yüzüne çıkmaya başladı, bu konuda ne düşünüyorsunuz? 

Yanıt: Bunu doğru bulmuyorum. Çok vıcık şekliyle, atarlı döverli programlar yapılması zaten hiç doğru bulduğum bir şey değil. Ama yönetimler reytingi sever. İnsan hayatı da biliyorsunuz Türkiye’de en ucuz şey. Belki pek çok olay böylelikle ortaya çıkıyor ama bakanlar, kanun koyucular bunlara onay verenler, mahkemelerde emsal karar çıkarabilecek hukukçular olursa öyle programlarda ümit aranmaz. Eğitimi, öğrenimi ülkenin her yerine eşit serpmek gerekiyor. Kimsenin bizi kıskandığı da yok. Ben neden ülkesinin köyünde karda okula giden çocuğu kıskanayım ki Almanya olarak mesela? Çocukları insanları muhtaç hale getirirseniz susturmanız daha kolay olur çoğu yerde. Bu konularda çok ama çok doluyum. Ülkenin 4. gücü basındır. Öyle okudum öyle yetiştim. Yaptıklarınla, yazdıklarınla birilerini rahatsız ediyorsan gazetecilik yapıyorsundur. 

Ensestin bitirilebileceğini düşünmüyorum maalesef ancak bir ülke yönetilecekse yönetimler üzerlerine düşeni yapmak zorunda. Yapamıyorlarsa yönetim el değiştirmek zorunda. İnsan hayatı, çocukların hayatı her şeyin üstünde. Siyaset üstü bir şey yani. Umarım bunun farkına varılır artık. Daha kaç insan yok olup gidecek…