05 Aralık 2025 Cuma
Ata Uysal Özen
Ortalama bir internet kullanıcısı uyanık olduğu vaktin yüzde 40’ından fazlasını ekran karşısında geçiriyor. “We Are Social Digital 2024” raporuna göre bir internet kullanıcısı günde yaklaşık 7 saatini çevrimiçi aktivitelerde harcıyor. Uzmanlar, artan ekran süresinin “dijital obezite” olarak nitelendiriyor. Soruna çare olarak ise dijital okuryazarlığın yaygınlaştırılması ve “dijital detoks” öneriyorlar.
“Dijital obezite” olarak nitelendirilen, ekran karşısında uzun süreli zaman geçirmenin yol açtığı sorunlar ve mücadele yöntemlerini, uzmanlarına sorduk. Ankara Hacı Bayram Veli Üniversitesi İletişim Fakültesi Öğretim Üyesi Doç. Dr. Bahar Kayıhan, artan ekran sürelerinin toplumsal ve dijital dönüşümün bir yansıması olduğunu vurguladı. Bireylerin çevrimiçi platformlarda sosyal bağlantılarını sürdürebilmelerinin ve kimliklerini inşa edebilmesinin etkisine dikkat çeken Kayıhan, “İnsanlar, iş, eğitim, sosyalleşme ve eğlence gibi çeşitli ihtiyaçlarını dijital ortamlar üzerinden karşılayabildikleri için ellerinden akıllı telefonlarını bırakmaya daha az ihtiyaç duyuyorlar.” diye konuştu.
Mobil cihazlara ve internete erişimin kolaylaşmasının önemli bir diğer faktör olduğunu söyleyen Kayıhan, pandemi dönemindeki koşullar nedeniyle dijital iletişimin merkezileşme sürecinin hız kazandığına dikkat çekti.

Doç. Dr. Bahar Kayıhan
Dijital obeziteyi gereğinden fazla ekran karşısında bulunmak olarak ifade eden Kayıhan, çeşitli sorunları da beraberinde getirebileceğinin altını çizdi. Hareketsizlik, obezite, uyku eksikliği, zihinsel ve duygusal gelişim sorunlarına neden olabileceğine işaret eden Kayıhan, şu bilgileri verdi:
“Amerikan Pediatri Akademisi (AAP) kılavuzuna göre, çocuklar için önerilen ekran süresi günde iki saati geçmemeli. Bu sınır aşıldığında, çocukların ve gençlerin fiziksel sağlığı olumsuz etkilenebilir. Uzun ekran süreleri, gençlerin dikkat ve hafıza süreçlerini olumsuz yönde etkileyebilir, ayrıca depresyon ve anksiyete gibi psikolojik sorunları tetikleyebilir. Ekran bağımlılıkları, tıkınırcasına izleme (binge- watching), phubbing gibi yeni sorunlara da neden olabilir.”
Dijitalleşmenin giderek merkezileşmesinin toplumsal riskler de barındırdığını belirten Kayıhan, “Dijitalleşme insanları daha izole bir hale getirebilir.” diyerek siber zorbalık gibi toplum karşıtı davranışların yaygınlık kazanmaya başladığını söyledi. Topluma nasıl faydalı olurum demek yerine, nasıl daha fazla şeye sahip olurum gibi düşüncelerin normalleştiğini ifade ederek şöyle devam etti:
“Emek, eğlenceye gömülü hale gelmeye başladı. Ücreti ödenmeyen emek yaygınlaşırken ilişkiler ve toplum akışkan hale geliyor. Haz odaklı bir yaşam biçimi giderek yaygınlaşıyor. Dünyanın büyüsü daha da bozuluyor. En önemli toplumsal tehdit ise eğlence, hız ve tüketim odaklı bir yaşam biçiminin teşvik edilerek gerçek değerlerin önemsiz hale getiriliyor olması.”
Çözüm için dijital okuryazarlık ve dijital detoksun önemini vurgulayan Doç. Dr. Kayıhan, şu uyarılarda bulundu: “Ailelerin ve okulların, çevrimdışı sosyal etkinlikleri teşvik etmeleri, çocukların fiziksel ve zihinsel sağlığını desteklemek açısından önemli. Ebeveynlerin, çocuklarına teknolojiyle ilgili sınırları açıklarken dijital okuryazarlıklarını geliştirmeleri gerekiyor. Yetişkinlerde ise dijital bağımlılığı önlemek için, teknoloji kullanımının sınırlandırılması ve düzenli dijital detokslar uygulanması önem taşıyor. Ayrıca, iş ve kişisel yaşam arasındaki sınırlar netleştirilirse dijital platformlarda geçirilen sürenin, kişisel refah ve sosyal ilişkiler üzerindeki olumsuz etkilerinin önüne geçilebilir.”

Uzman Klinik Psikolog Zehra Dilara Özen Topuzoğlu
Uzman Klinik Psikolog Zehra Dilara Özen Topuzoğlu ise dijital obezitenin azaltılması için yüksek ekran süresine neden olan koşulların irdelenmesi gerektiğini belirtti. Yüksek ekran süresinin dikkat dağınıklığı, dürtüsellik, hiperaktivite bozukluğu gibi sorunlara da neden olduğunu ifade eden Topuzoğlu, dijital obeziteyi de yeme bozukluklarına benzetti:
“Tıpkı çok fazla yediğimizde kilo almamıza benziyor. Biz aslında fazla yemek yerken bir duyguyu bastırmaya çalışıyoruz. Dijitalde de bir duyguyu bastırmaya çalışıyoruz.” Topuzoğlu, dijital ortamda bireylerin zihin, beden ve ruh sağlığını bozabilecek ölçüde dağınık ve birbirinden ilgisiz uyaranlara maruz kaldığını söyledi.
Mutsuzluk ile yüksek ekran sürelerinin pozitif korelasyona sahip olduğuna belirten Topuzoğlu, dijital ortamların benlik ve değer algısına olan etkisine dikkat çekti. Ekran diyetinin taşıdığı öneme işaret ederek şöyle konuştu: “Genellikle danışanlarda bunu görüyorum. Benim doğum günüm vardı ve bir arkadaşım beni paylaşmadı. Bir sorun var kesin diye düşünüyor. Benim için iyi bir arkadaşsa beni orada post atarak paylaşıyorsa daha çok seviyor gibi bir yanılsama var. Burada ekran diyeti önem taşıyor. Bir konuda onlarca sayfa takip etmenin sakıncaları var. Takip ediyorsam bir ya da iki tane program takip etmeliyim ki ekran diyeti işlevsel olmalı. Bir ya da iki gruba ait olmak gerekiyor. Bu gibi şeyler çok fazla dikkat dağıtır. Çok fazla endişe yaratır. Ben hangisindeyim? Hangisine daha çok aitim? Yoksa zihin çok bölünür ve sorunları beraberinde getirir.“
Veri politikasındaki amaçlarla sınırlı ve mevzuata uygun şekilde çerez konumlandırmaktayız. KVKK uyarıları ve detaylar için veri politikamızı inceleyebilirsiniz.