Siyasi iktidar, alternatif medyayı mali olarak zapturapt altına almış durumda. Kamunun ilan ve reklamlarından pay alamamaları bir yana özel şirketlerin bu medya kuruluşlarına reklam vermesi bile engelleniyor. Alternatif medya mali olarak nasıl ayakta kalacak? Halkın haber alma hakkı adına yaşaması gereken alternatif ve eleştirel medya için hayati önemde bir soru bu. Varlık yokluk sorunu.

Faruk Bildirici         22/08/2022     37 GÜN ÖNCE

İktidar medyası, Memleket Partisi Genel Başkanı Muharrem İnce’nin “Halk TV, Tele 1, KRT, CHP ve İYİ Parti’den her ay düzenli maaş alıyor” sözleriyle başlayan tartışmayı çok sevdi, günlerdir işliyorlar. Ancak İnce, “maaş” iddiasını belgelemiş değil.

İnce, Tele1 Genel Yayın Yönetmeni Merdan Yanardağ’ın mali kaynaklarını açıklayarak yanıt vermesinin ardından bu kez suçlamalarının çapını daha da genişleterek “Muhalif medyanın iktidar medyasından farkı yok. Muhalefet belediyelerini haraca bağlamışlar” dedi. Alternatif ve eleştirel medyanın tümünü töhmet altında bıraktı bu genellemesiyle…

Ben bu tartışmanın politik yönünü siyaset analizcilerine bırakıp, medyanın mali tablosunu gözden geçirmekte yarar görüyorum. Bir yanda müteahhitlerin oluşturduğu “havuz” ile satın alınan, bir kısmı da TMSF, vergi müfettişleri gibi türlü yöntemlerle devşirilen ve siyasi iktidarın propaganda aygıtına dönüştürülen “iktidar medyası” var. Siyasi iktidar, tamamen kontrolü altına aldığı bu medya kuruluşlarına alabildiğine kaynak aktırıyor; Basın İlan Kurumu, tirajları olduğundan yüksek gösterilen gazeteleri resmî ilanlarla destekliyor; özel şirketlerin reklamları da bu gazete, televizyon ve internet sitelerine yönlendiriliyor.

Hatta İstanbul Büyükşehir Belediyesi CHP’ye geçtiğinde, belediyeden iktidar medyası ve bazı gazetecilere verilen ihaleler ve mali desteklerle ilgili listeler çıkmıştı ortaya. Halen de iktidar belediyeleri sayfa sayfa reklamlar veriyorlar bu gazetelere.

Öbür yanda ise iktidarın tahakkümüne direnerek eleştirel gazetecilik yapmaya çalışan ve giderek büyüyen eleştirel medya var; alternatif medya da diyebiliriz bu gruba.  Özellikle dijital mecralarda ve görsel alanlarda etkili bu medya.

Siyasi iktidar, alternatif medyayı mali olarak zapturapt altına almış durumda. Kamunun ilan ve reklamlarından pay alamamaları bir yana özel şirketlerin bu medya kuruluşlarına reklam vermesi bile engelleniyor. Mali açıdan boğazlarına yapışılması yetmezmiş gibi bir de Basın İlan Kurumu, RTÜK, Kişisel Verileri Koruma Kurulu gibi kuruluşlar eliyle sürekli cezalar yağdırılıyor. 

Alternatif medya mali olarak nasıl ayakta kalacak?  Halkın haber alma hakkı adına yaşaması gereken alternatif ve eleştirel medya için hayati önemde bir soru bu. Varlık yokluk sorunu.

Öncelikle okur, dinleyici ve izleyici kaynaklı gelirlerin artırılması gerekli ama yetersiz olduğunu biliyoruz. Zaten dünyada da abonelik ve okura dayalı farklı gelir modelleri yeni gelişiyor. Böyle bir ortamda, CHP ve İyi Parti gibi muhalefet partileri, muhalif belediyeler ile kimi özel şirketler; reklam / tanıtım / sponsorluk bütçelerini ağırlıklı olarak alternatif / eleştirel medya mecralarında kullanabiliyor ki, bu son derece anlaşılır bir yönelim.

Elbette mali zorluklar var diye gazetecilik etik ilkeleri yok sayılamaz:

  1. Bağımsız ve eleştirel yayıncılık için mali bağımsızlık şarttır. Hiçbir reklam/ sponsorluk/ advertorial ya da ücretli yayın kaynağı ile bağımlılık ilişkisi kurulmamalıdır.
  2. Bütün mali kaynaklar, şeffaf ve okur/dinleyici/izleyici denetimine açık olmalıdır.
  3. Reklam/ sponsorluk/ advertorial gibi ücretli yayınlar ile gazetecilik içeriklerinin iç içe geçmesine ve bu kaynakların haber değerini belirlenmesine asla izin verilmemelidir.
  4. Reklam/ sponsorluk/ advertorial gibi ücretli yayınların bu niteliği okur/dinleyici/izleyiciye bildirilmelidir. Diyelim bir parti, bir etkinliğini TV’de ücretle yayımlatıyorsa ya da bir belediye programa sponsor olmuşsa bu durum programın başında açıkça duyurulmalıdır.
  5. Gazeteciler ile program sunucuları parasal ilişki içine girmemeli, reklam/ sponsorluk/ advertorial/ ücretli yayın ilişkileri kurumsal yoldan kayıtlı, belgeli biçimde yürütülmelidir.

   Bu ilkelerin tavizsiz uygulanması halinde okur/dinleyici/izleyicinin doğru bilgilenmeleri sağlanmış olur. Hem de alternatif ve eleştirel medya, siyasi tartışmaların konusu olmaz.

       Tornacıdan göz hekimi, çiftçiden cerrah  

Tornacılar, göz hekimliği yapabilir mi? Saçma bir soru gibi görünebilir ama bir kısım medyamıza bakarsanız bu mümkün.

İhlas Haber Ajansı’nın “Gözüne kaçan cismi tornacıda çıkardılar” başlıklı haberinde  “Gözüne cisim kaçan bir genç hastanede bulamadığı şifayı tornacıda buldu. Üç gün hastane hastane gezen gencin gözündeki cismi bir tornacı çıkardı” diye yazıyordu.

Fotoğrafta ise bir arkadaşı, adamın gözünü açıyor, tornacı da bir elinde cımbız, bir elinde okullarda çocukların kullandığı türden küçük bir büyüteçle gözü muayene ediyordu! Göz hekimlerinin özel cihazlarla göremediği dikeni, tornacı o büyüteçle bulup çıkarmıştı!

Göz hekimi Bayazıt İlhan’a sordum; “Saçmalık bu, üstelik çok tehlikeli. Hekime kontrole gitmeliydi, tornacıda yapılan işlemin güvenilir olmadığı çok açık, gözün kaybına kadar giden sonuçlar doğurabilir” dedi. Bu kadar net konuştu, şaşkınlık içinde.

Hadi yerel bir muhabir, böyle bilim dışı, hatta akıl dışı bir haberi uzmanlarla konuşmadan yazdı diyelim. Editoryal zinciri aşıp yayına verilebilir mi? Maalesef yayına verilmiş. Türkiye gazetesinde gördüm bu haberi, sonra da baktım. Cumhuriyet, Yeniçağ, CnnTürk, Haber Sol, Star internet siteleri, Ülke TV de kullanmış. Dolaylı olarak, gözüne diken batanlara göz hekimine değil tornacıya gitmesini tavsiye etmişler!

Medyanın bilim dışı haberlerine başka bir örnek de Anadolu Ajansı’ndan. Kastamonu kaynaklı bu habere bakılırsa bir çiftlik sahibi, boynu kesilen atını yaşama döndürmek için “bahçe hortumu”ndan damar yapmış! Evet, yanlış duymadınız bahçe hortumundan damar! Çiftlik sahibi böyle anlatmış, gazeteci de bir tek uzmana bile sormadan inanıp aynen yazmış.

Bir veteriner hekim ve cerrah arkadaşıma aktardım bu haberi, “Trajikomik” dedi; böyle bir durumda genel anestezi altında cerrahi müdahaleyle kesilen damarın kapatılması veya onarılması gerektiğini anlattı.

Anadolu Ajansı gibi editoryal kontrolün güçlü olması gereken bir ajans, bir uzmana sormadan, araştırmaya gerek görmeden bir kişinin söylemiyle böyle bir haber geçerse varın gazeteciliğin halini düşünün. Üstelik de AA’nın bu haberi, Akşam, İnternethaber, Sözcü, Takvim, T24 ve Türkiye gibi yerlerde kullanılmış. Tabii bu haberi kullananlar da hayvanlarında sağlık sorunu yaşayanlara veteriner hekim yerine hırdavatçıya gitmelerini önermiş oluyor.

Atın boynuna hortumdan damar yapan çiftçi, gözündeki dikeni çıkarmak için tornacıya giden vatandaş haberleri yazan ve yayımlayanlar, gazeteciliğin temel kurallarını çiğnemekle kalmıyor; bilimi inkâr ediyor, insanları yanlış yönlendiriyorlar.

Medyamız böyle olunca Rize’deki köylülerin, çeşmelerinden akan suyun arsenikli olduğu raporuna inanmayıp, o suyu içmek için kuyruğa girmeleri normal…

Tek cümleyle:

  • Cumhuriyet’te Zülal Kalkandelen, CHP Milletvekili Turan Aydoğan’ın yanlış söylediği “Kese kâğıdından matbuat (basın) yapılmaması kanunu” ifadesini aynen aktardı ama doğrusu “Basılı kağıtların kese kâğıdı olarak kullanılmaması kanunu” idi.
  • Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın “Bizim Esed’i yenmek, yenmemek gibi bir derdimiz yok ki” sözlerini sadece Sabah ve Türkiye “Esed”i, “Esad” diye değiştirerek yayımladı.
  • Millî Gazete’nin internet sitesinin manşetleri arasında reklam/tanıtım ibaresi konulmadan öğrenci kayıtları başlayan bir cemaat yurdunun tanıtımı yapıldı.
  • Yeni Akit, “Terör devleti İsrail’in ordusu itiraf etti: O çocukları biz öldürdük” haberinde ölen bir çocuğun yakın plan fotoğrafını kullandı.
  • Hürriyet internetteki “Bakan Soylu’dan Gaziantep’teki anonsa ilişkin açıklama: Maksadını aşmış bir ilan” haberinde anonsun ne olduğu yoktu.
  • Diken ve Paraanaliz sitelerinde, AYM’nin, “Fiyat İstikrarı Komitesi” kurulması kararını iptal haberinde “Karar, 4’e karşı 15 oyla alındı” yerine “15’e karşı 4 oyla alındı” yazıldı.
  • KRT’nin “Saray’ın imamı için flaş iddia: 'Yasak aşk' yüzünden memuriyetten çıkarıldı” haberinde “yasak aşk” gibi demode ve yanlış bir kavrama yer verildi.
  • Enerji Bakanı Fatih Dönmez, İTÜ’nün raporunun “sabit saat uygulaması”nın ekonomiye katkısını ortaya koyduğunu belirtmesine rağmen rapordaki veriler açıklanmadı.
  • Yeni Şafak’ın “Ankara-Niğde Otoyolu’nu 9 milyon araç kullandı” haberinde geçen araç sayısının “geçiş garantisi”nin ne kadarının karşıladığı bilgisine yer verilmedi.
  • Hacettepe Üniversitesi İnşaat Mühendisliği öğrencisi Taha Öztürk’ün Ankara’daki sağanak yağış sırasında kolonun devrilmesi sonucu yaşamını yitirdiği şantiyenin “Pasifik İnşaata ait Merkez Ankara projesi” olduğu medyanın büyük bölümünde yer almadı.