1996’daki, Gaziantep’te dokuma işçilerinin verdiği mücadelenin simge isimlerinden olan Bozkurt ve Kılıçalp, çalışma şartlarının ağırlığı ve sosyal hakların olmamasının direnişi tetiklediğini belirtip işçilerin hep birlikte tüm taleplerini gerçekleştirdiğini anlattı. İşçiler, o direnişte birim birim örgütlenmenin öğrenildiğini ve direnişin hâlâ güncelliğini koruduğunu vurguladı.

CENGİZ ANIL BÖLÜKBAŞ / GAZİANTEP - ARAŞTIRMA YAZISI         07/08/2021     487 GÜN ÖNCE

Gaziantep’te, Türkiye işçi sınıfı tarihinin en önemli ve en büyük mücadelelerinden biri olarak tarihe geçen Ünaldı Dokuma Sanayi Sitesi’ndeki direnişin, 25. yıldönümü. Ünaldı dokuma işçileri, 1 Temmuz 1996’da, ağır sömürü ve baskı koşulları, sigortasız, sendikasız ve kuralsız çalışmaya isyan etti, bir aylığına halı dokuma tezgâhlarını bıraktı. 20 bin işçinin katıldığı, şehrin 13 ayrı mahallesine yayılan, yaklaşın 600 işyerinin 540’ını kapsayan bu direniş, günümüzde Gaziantep’te çalışan tüm işçilere yol göstermeye devam ediyor. Direniş sonunda Dokuma İşçileri Derneği çatısı altında toplanan ve örgütlenen işçiler, taleplerini kazanarak patronlara fiili bir sözleşme imzalattı. Çeyrek asırlık bu büyük mücadelenin nasıl örgütlendiğini ve günümüzde işçi sınıfına nasıl ışık tuttuğunu, direnişin öncü işçilerinden Mecit Bozkurt ve Mikail Kılıçalp 24 Saat Gazetesi’ne anlattı.

“Çalışma koşulları ağırdı, sosyal haklar yoktu”


 

Ünaldı Direnişi’nin çalışma koşullarının ağırlığının yanı sıra başta sigorta olmak üzere sosyal hakların olmaması ve aynı zamanda ücretlerin de çok düşük olmasından kaynaklandığını anımsatan Bozkurt, direnişin başlangıç dönemine ilişkin şunları söyledi:

“Çalışma saatinin 12 saat olması, dokuma işçilerinde huzursuzluğa sebep oldu. Dönem dönem zam alıyorduk ama yetmiyordu. İlk önce 1993 yılında iki-üç gün süren bir iş bırakma eylemi oldu. Birkaç yerde başlayan eylem, Ünaldı’nın genelini kapsamıştı. O dönem yüzde 96 zam almıştık. Altı ayda bir işçiler ile patronlar zam konusunda karşı karşıya geliyordu. O dönem sendika çok düşünülmüyordu. Ama işçiler kendilerinin bir çatı altında toplanması gerektiğine inanıyordu. Böylece bir dernek etrafında buluşmak düşüncesinde vücut buldu. Sonrasında dernek kuruldu ve işçiler arasından bir yönetim kurulu oluşturuldu. Daha sonra işverenlerle protokol şeklinde sözleşme yapılmaya başlanıldı.”

Zam dışında en önemli talep sigortaydı…

Derneğin işçilerin güvenini kazandığını ve hem işçilerden hem de patronlar tarafından kabul gören bir pozisyona geldiğini vurgulayan Bozkurt, birçok konuda yardımcı olduğunu belirtti. Zamlar dışında işçilerin taleplerinin gerçekleşmediği 1996’da greve gidildiğinde sosyal hakların da, direnişin 10. gününde işçilerin gündemine girdiğini bildiren Bozkurt, direniş sürecinin hemen öncesini şöyle aktardı:

“1996’daki direnişin en önemli talebi, zam dışında sigortanın da yapılmasıydı. Dernek bununla ilgili çalışma yapmıştı. Çalışma Bakanlığı’na mektup gönderilmiş, müfettişler çağrılmıştı. Halıcılar Odası ile yapılan görüşmede, tüm işçilere sigorta yapılması talebi getirildi. 1996’nın 1. ayında yapılan protokolde, tüm işçilere sigorta yapılması, işverenlerin sigorta parasının işçiden kesilmesi yönünde talepler yer aldı. Yüzde 80 oranında zam alındı ve bunun yüzde 30’u işçilerin sigorta primi için alınacaktı. İşverenler burada iyi niyetli davranmadı. İşverenlerin büyük kısmı sigortalı gösterme şartına uymadı.”

“İşçi iradesini koydu ve taleplerini gerçekleştirdi”

Patronların belirlenen şartlara uymaması üzerine işçilerde huzursuzlaştığını kaydeden Bozkurt, işçilerin kendi aralarında ve dernekte toplantılar yaptıklarını, patronların sorunların çözüleceği yönünde söylemlerinin de bir oyalama taktiği olduğuna inandıklarını dile getirip sözlerini şöyle tamamladı:

“3-4 ay boyunca yapılan görüşmelerde sonuç çıkmadı. Dernek yönetimi olarak işçilerin sorunlarının çözülmesi gerektiğini, aksi halde işçilerin iş bırakacağını söyledik. İşverenler ve Halıcılar Odası’nda, işçilerin iş bırakamayacağı kanaati vardı. Dernek, tekrar bir görüşme yaptı ve sorunların çözülmemesi durumunda 1 Temmuz’da iş bırakılacağını bildirdi. İşçilerde, bu şekilde çalışılmak istemedikleri iradesi oluşmuştu. Bunun üzerine 1 Temmuz’da işyerlerine gidilmedi. İlk gün 10 bin civarı işçi, iş bıraktı. 2. ve 3. günde sanayideki tüm işçiler iş bırakmıştı. Bir sürü baskı oldu. Gözaltılar yaşandı. Böyle olunca isçiler birbirlerine daha çok kenetlendi. 30 günlük direnişin sonunda Halıcılar Odası’nda yapılan toplantıda; bayram ikramiyesi, yıllık izin, zam miktarının artırılması, çaycılar dahil herkesin sigortasının yapılması, gece 23’ten sonra çalışılmaması yönünde protokol imzalandı. Bu protokol Ünaldı’nın her yerine dağıtıldı. İşçi iradesini ortaya koydu ve dernek ile birlikte taleplerini gerçekleştirdi.”

“İşçiler birim birim örgütlenmeyi öğrendi”

İşçilerin, 1992’nin sonlarından itibaren çalışma koşullarına ilişkin toplantı yaptığına değinen Kılıçalp ise, şunları anlattı:

“Normalde ilk zammı Marinos fabrikasındaki işçiler alırdı, sonra bizlere zam verilirdi. 1993 yılında Merinos’un patronu ‘Bu sefer zammı sanayi versin, ben sonra vereceğim’ dedi. Bunun üzerine işçiler bir araya gelip bir şey yapılması gerektiğini düşündük. Yüzde 100 zam talebimiz vardı, eğer verilmezse iş bırakacaktık. Patronlar zammı vermeyince şalterleri indirdik. Bunun üzerine polisler saldırdı. 300’e yakın gözaltı oldu. Daha sonraki süreçte, işçi temsilcileri olarak Ticaret Odası’na çağrıldık. Yüzde 98 zam alındı ve gözaltına alınan arkadaşlarımız bırakılana kadar işe başlamayacağımızı söyledik. Arkadaşlarımızın da bırakılması üzerine işe geri başladık.”

1996’ya gelene kadar işçiler arasında toplantıların devam ettiği, derneğin kurulduğu, bazı sözleşmeler yapıldığından söz eden Kılıçalp, o yıl işçilerin, sigorta talebi, kıdem tazminatı gibi sosyal haklar konusunda da taleplerinin olduğunu dile getirdi. Temmuz ayında hem sigorta sözlerine uyulmaması hem de zam verilmemesi üzerine işçiler olarak grev kararı aldıklarını bildiren Kılıçalp, o süreci şöyle aktardı:

“İlk, büyük işyerleri kapattı ardından küçük işletmeler iş bıraktı. Sonrasında iş bırakma eylemi bütün Ünaldı’ya yayıldı. O süreçte patronlarla görüşmeler devam etti. Ancak taleplerimizi kabul etmediler. Direnişin sonuna doğru direnişin büyüdüğünü gördükçe bizleri muhatap aldılar. İşçiler o direnişte birim birim örgütlenmeyi öğrendiler. Direnişi başarılı kılan şey de buydu. Fabrika fabrika, vardiya vardiya olarak işçiler örgütlenmişti. Ünaldı Direnişi’nin hâlâ güncelliğini korumasının sebebi, dokuma işçilerinin o dönem kazandığı hakları korumak istemesidir. O direniş sayesinde birçok şey standarda bağlanmıştı. Şimdiki süreçte o standartlar bozuldu. Bu yüzden dokuma işçileri, Ünaldı Direnişi’ni hâlâ anlatmaya ve oradan ders çıkarmaya devam ediyor.”