DOLAR 33,0984 0.08%
EURO 36,3150 0.28%
ALTIN 2.625,950,46
Ankara
27°

AÇIK

17 Ağustos Depremi’nin yıldönümü: Önümüzdeki 30 yılda, büyük deprem olma ihtimali, yüzde 65
  • 9.Köy
  • Çevre
  • 17 Ağustos Depremi’nin yıldönümü: Önümüzdeki 30 yılda, büyük deprem olma ihtimali, yüzde 65

17 Ağustos Depremi’nin yıldönümü: Önümüzdeki 30 yılda, büyük deprem olma ihtimali, yüzde 65

17 Ağustos 1999 Depremi’nde 18.373 kişi hayatını kaybetti ve 48.901 kişi yaralandı. Toplam 364.905 hasarlı konut ve işyeri tespiti yapıldı. İstanbul’da 7.5 büyüklüğünde bir deprem olması halinde en fazla can kaybının Fatih, Küçükçekmece, Bağcılar, Esenyurt, Bahçelievler, Bakırköy, Zeytinburnu, Esenler, Kartal, Bayrampaşa olacağına dikkat çeken Prof. Dr. Haluk Eyidoğan, kaybedecek zaman olmadığını, bütüncül bir planlamayla risklerin azaltılması eylemleri için daha fazla çaba harcamamız gerektiğini bildirdi

ABONE OL
17 Ağustos 2020 00:00
17 Ağustos Depremi’nin yıldönümü: Önümüzdeki 30 yılda, büyük deprem olma ihtimali, yüzde 65
0

BEĞENDİM

ABONE OL

Hangi iller riskli, deprem riski en az ve en fazla olan yerler neresi?

KOYU KIRMIZI bölgelerde kalan tüm il ve ilçeler, yani 0.4g değerindeki şiddet konturunun içerisinde kalan yerler deprem bakımından en tehlikeli ve nüfus ve yapı durumuna göre en risklilerdir (Haber görseli). 0.4g konturunun dışında kalan ama daha açık kırmızı olan yer de tehlikeli alanlardır. 2011 yılında 7.2 büyüklüğündeki büyük Van depreminin olduğu yer daha önce kırmızı değildi.

18.373 kişi hayatını kaybettiği 17 Ağustos 1999 Depremi, “Deprem Riskinin Araştırılarak Deprem Yönetiminde Alınması Gereken Önlemlerin Belirlenmesi Amacıyla Kurulan Meclis Araştırması Komisyonu Raporu”na (Temmuz 2010) şöyle yansıdı:

“17 Ağustos 1999 tarihinde meydana gelen depremin ardından öncelikle depremin hasar boyutu ve can kaybı tespiti yapılarak 18.373 ölü ve 48.901 yaralı olduğu anlaşılmıştır. Ayrıca, yıkık-ağır hasarlı 96.796 konut ve 15.939 işyeri, orta hasarlı 107.315 konut ve 16.816 işyeri ve az hasarlı 113.382 konut ve 14.657 işyeri olmak üzere toplam 364.905 hasarlı konut ve işyeri tespiti yapılmıştır.

İlk bir hafta yoğunlaşan arama kurtarma, ilkyardım, geçici iskân, sağlık yiyecek ve güvenlik gibi klasik afet müdahale uygulamalarından hemen sonra kalıcı konutlarla ilgili yer seçimi, zemin etütleri, planlama gibi iyileştirme ve yeniden yapım aşamalarından sonra sistemin tıkandığı, işlemediği yerler görülmüştür. Deprem bölgesindeki önceden yapılması gereken afete hazırlık ve zarar azaltma çalışmalarında başarısız olunduğunun kabulü ile birlikte yeni sistemin inşa edilmesi için uluslararası kuruluşlarla, akademik çevrelerle, sivil toplum örgütleriyle yapılan işbirliği ve koordinasyon faaliyetleriyle önemli sonuçlara ulaşılmıştır.
Ülkemiz, jeolojik, jeomorfolojik yapısı ve sahip olduğu iklim özellikleri nedeni ile büyük can ve mal kayıplarına yol açan doğal afetlerle sık sık karşılaşmaktadır. Ülke topraklarımızın yüzde 66’sı 1. ve 2. derece deprem bölgesinde bulunmaktadır. Nüfusu bir milyonun üzerindeki 11 büyük kentimiz de dahil olmak üzere, ülke nüfusunun yüzde 70’inin ve büyük sanayi tesislerinin yüzde 75’inin kurulmuş bulunduğu bu bölgelerde, her an büyük bir deprem olma olasılığı yüksektir. Bu bağlamda, Deprem gerçeği bir yaşam tarzı oluşturmaktadır.”

“Kocaeli-Gölcük merkezli 7.4 büyüklüğündeki deprem, bir şehir depremiydi”

Prof. Dr. Haluk Eyidoğan ile 24 Saat Gazetesi olarak, 17 Ağustos 1999 İstanbul Depremi’ni, neler yapıldığını, nasıl bir strateji izlenmesi gerektiği, ders alınıp alınmadığını konuştuk. Prof. Dr. Eyidoğan, önümüzdeki 30 yılda olma ihtimali yüzde 65 olarak verilen depremin, yüksek ihtimalle Gebze açıklarından Prens Adaları’nın güneyine doğru uzanan, oradan Silivri ve Tekirdağ’ın açığından Mürefte-Şarköy’ü geçerek Saros Körfezi’nin batısına ulaşan Kuzey Marmara Fayı üzerinde olacağını belirtti.

-İstanbul için büyük depremden söz ediliyor, ne dersiniz?
-Bu soru bize en çok sorulanlardan, ama soran sayısı azalıyor. Yani artık çok kimse biliyor ki böyle bir tehlike kesin. Çünkü resmi beyanlar ve yayınlar bu konuda uyarıcı. Biz yine hatırlatalım: 17 Ağustos 1999’da Kocaeli-Gölcük merkezli 7.4 büyüklüğündeki deprem bir şehir depremiydi. Deprem, nüfusun ve sanayinin yoğun olduğu, milli geliri yüksek bir şehirde ortaya çıktı. İnsan ve ekonomi kayıplarının büyüklüğü depremin bir milat olarak anılmasına neden oldu. Bu depremin batıya doğru Kuzey Marmara Fayı üzerinde yarattığı gerilim artışına dair sismolojik bulgular, İstanbul’un yakın bir gelecekte büyük bir depremle karşı karşıya olduğunu gösterdi.
Yirmi birinci yılını bitirdiğimiz bu büyük yıkıma neden olan depremin bir benzerinin Marmara Denizi’nde olduğunda, nüfusu 20 milyona koşan kadim şehir İstanbul’da nasıl sonuçlar doğurabileceği üzerine birçok çalışma yapıldı. O zamandan bu yana, “Hâlâ beklenen büyük İstanbul depremi ne zaman olacak, kaç büyüklüğünde olacak, merkezi nerede olacak, kırılan fayın boyu ne kadar olacak, tek yönlü mü yoksa iki yönlü mü kırılacak, kilitlenen yerleri var mı, tsunami yaratacak mı?” gibi sorular halen soruluyor. Bu soruların teknik detaylarını jeologlar, jeofizikçiler, sismologlar çalışıp duruyorlar. Çeşitli yöntemlerle yapılan araştırmalar İstanbul’u etkileyecek bu büyük depremin önümüzdeki 30 yılda olma ihtimalini yüzde 65 olarak veriyorlar. Beklenen bu depremin, Gebze açıklarından Prens Adaları’nın güneyine doğru uzanan, oradan Silivri ve Tekirdağ’ın açığından Mürefte-Şarköy’ü geçerek Saros Körfezi’nin batısına ulaşan Kuzey Marmara Fayı üzerinde olması ihtimali en yüksek. Depremi yaratacak fay Yassıada ve Sivriada’ya 3 km, diğer adalara 8 km, Anadolu yakası kıyılarına ortalama 14 km, Avrupa yakası kıyılarına ise 10 km ile 24 km arasında değişen uzaklıklarda yer alıyor. Bu bilgilerden hareketle, İstanbul Büyükşehir Belediyesi (İBB) tarafından İstanbul için yaptırılan kayıp ve hasar tahmin çalışmasına göre kayıplar büyük.
7.5 büyüklüğünde bir deprem olursa, İstanbul’da 2000 yılından önce yapılan 1.116.000 binadan 194.000 bina kullanılamaz duruma gelecek. 2 milyon kişi, sokakta barınma ihtiyacı duyacak, 13.500 can kaybımız olacak. 120 milyar TL ekonomik kayıp ortaya çıkacak. Ticari ve sanayi tesislerindeki kayıplar nedeniyle ekonomi çok kötü etkilenecek. Çok sayıda doğal gaz altyapısının hasarı nedeniyle yangınlar çıkacak. Bu senaryo yapılan beş farklı kayıp senaryosuna göre en az olan kayıp değerlerini veren senaryodur.

-En fazla can kaybı ve yıkım hangi ilçelerde olacak?
-İBB’nin yayınladığı rapordan ilçe bazında aldığım veriler için bir yeni çizelge hazırladım. Buna göre, en fazla yıkım ve hasar olduğu ilk on ilçe Büyükçekmece, Fatih, Küçükçekmece, Bağcılar, Esenyurt, Silivri, Bahçelievler, Tuzla, Bakırköy, Avcılar olacaktır. Can kaybının en fazla olduğu on ilçe ise Fatih, Küçükçekmece, Bağcılar, Esenyurt, Bahçelievler, Bakırköy, Zeytinburnu, Esenler, Kartal, Bayrampaşa olacak.

Beklenen büyük depremin tsunami etkileri nedeniyle kıyılara yakın yapılarda ve tesislerde oldukça fazla kayıp ve hasarlar oluşacaktır. İstanbul için iki türlü tsunami oluşum mekanizması vardır; a) depremi oluşturan fay hareketinin tetiklediği tsunami, b) deniz tabanı heyelanının tetiklediği tsunami. Hiç deprem olmadan da deniz heyelanları kritik seviyeye geldiğinde hareket ederek lokal tsunami yaratabilir. İstanbul’un bazı ilçe kıyılarında deniz heyelanı kaynaklı tsunami deprem faylanması kaynaklı tsunamiden daha fazladır. Bunun nedeni o heyelan bölgesinin o ilçe kıyısına daha yakın olmasıdır.

-İstanbul için neler yapılmalı, nasıl bir strateji izlenmeli?
-Bugüne kadar elde edilen bilgileri ve kayıp risklerini incelediğimizde önümüzdeki dönemde İstanbul’un yeniden deprem tehlikesinin belirlenmesine ağırlık vermek ve “Büyük deprem olacak mı olmayacak mı?” tartışmalarında kaybolmak yerine, bütüncül bir mekânsal planlama yaklaşımıyla öncelikli risk alanlarında risklerin azaltılması eylemleri için daha fazla çaba harcamamız gerektiği anlaşılmaktadır.

Dört büyük üniversitenin ilgili uzmanlarının 2003 yılında kaleme aldığı İstanbul Deprem Master (Ana) Planı, İstanbul’un deprem kayıplarını azaltmayı hedefleyen strateji ve eylemleri enine boyuna tartışan ve önerilerde bulunan bir yol haritasıdır. Bu değerli plan nedense bugüne kadar yöneticilerden gereken ilgiyi görememiş ve raflarda bırakılmıştır. Bundan sonra ana hedefimiz, 2018’de revize edilen deprem tehlike ve risklerini de dikkate alarak bir an önce sürdürülebilir yaklaşımlarla İstanbul Deprem Master Planı’nı uygulamaya koymak olmalıdır. Kaybedilecek zaman yoktur. Bu amaç doğrultusunda, bugüne kadar yapılmış olan etüt ve araştırmalar risk öncelikli alanların belirlenmesi ve öneri geliştirme hedeflerine yardımcı olacak şekilde kullanılmalıdır. Son raporlarda sunulan verilerle, İstanbul Deprem Ana Planı kapsamında yapılmış olan irdelemeler yenilenmeli, güncel koşullara ilişkin yeni analizler yapılmalı, dinamik bir model kurulmalı ve yeni proje takımları geliştirilmelidir.

“Türkiye’de ilan edilen riskli alanların beşte biri İstanbul’da”

Kentsel dönüşüm adına 2012 de aceleyle çıkarılan ve çok kez yasa ve yönetmeliklerinde yapılan değişikliklerle işe yarar duruma getirilmeye çalışılan ama rantsal süreçlere kayarak beklenen performansı sağlayamayan 6306 sayılı kentsel dönüşüm yasasına göre en fazla ‘riskli alan’ ilan edilen şehir İstanbul olmuştur. Türkiye’de ilan edilen riskli alanların beşte biri İstanbul’dadır. Ancak bu uygulamalar İstanbul’da riskleri azaltmak şöyle dursun mekânsal riskleri göz ardı eden, rasgele, önceliksiz, aşırı yoğunluk yaratan, bütüncül bir planlama anlayışına uymayan uygulamalara dönüşmüştür. Yasanın hukuki yetersizlikleri, uzlaşma yönetimi öngörmemesi ve parsel bazında yık-yap veya gayrimenkul geliştirme gibi piyasa işlerine dönüşen uygulamalar nedeniyle ilan edilen birçok riskli alanda projeler yapılamadı, yapılan bazı uygulamalar ise amaca ulaşamadı. Kentsel dönüşüm bahane edilerek kamu alanları sebepsiz zenginleşme aracına dönüştü. Kentsel dönüşüm adına yapılan uygulamalar üst gelir grubuna ait semtlerde parsel bazında yık, emsal arttır ve yap türü bir müteahhitlik işine dönüştü. İstanbul için yapılan tehlike ve risk etütlerinde belirlenen en riskli alanlar görmezden gelindi ve öncelikler riskin ve maliyetin daha düşük ancak rantın en yüksek olduğu alanlara kaydı. Avrupa yakasında tsunami ve zemin yapısı ve zemin büyütmesi sorunları olan kıyılar ve dere yataklarına imar tadilatları ile üst gelir grubuna konut için açıldı ve yüksek emsalli konut projeleri yapıldı. Asıl amaç hasıl olmadığından orta ve alt gelir grubu halkın güvenini kazanan bir kentsel dönüşüm modeli ortaya çıkarılamadı. Birçok uygulama alanındaki hak sahipleri mekânlarından memnun kalmadı veya bulundukları mahalleleri terk ettiler.

17 Ağustos 1999 depreminden sonra 2006 yılında İstanbul Valiliği bünyesinde İstanbul Sismik Riskin Azaltılması ve Acil Durum Hazırlık Projesi (İSMEP) başlatılmıştır. Proje süresi 2021 yılında sona erecektir. Proje bugüne kadar Dünya Bankası, Avrupa Yatırım Bankası, Avrupa Konseyi Kalkınma Bankası, İslam Kalkınma Bankası, Alman Kalkınma Bankası gibi beş uluslararası bankadan 2.028 milyar Avro (15,5 milyar TL) fonlanılmıştır. Üç bileşenden biri olan B bileşeni olan proje uygulamaları çerçevesinde (Güçlendirme Çalışmaları, Yeniden Yapım Çalışmaları, Kültürel Mirasın Korunması) bugüne kadar 1,153 okul binası, 115 sağlık binası, 38 yurt binası ve 78 çeşitli idari bina yeniden yapıldı veya güçlendirildi. İstanbul’da örgün eğitime hizmet eden okul sayısı 5,249, okul öncesi okul sayısı ise 1,078 olduğuna göre daha çok sayıda okulun depreme dirençli duruma gelmesi gerektiği açık. İstanbul’da 52 kamu hastanesine bağlı sağlık binası sayısını bilmiyorum ama bunların 155 tanesi depreme karşı güçlendirilmiş. İstanbul’daki bazı şehir hastaneleri İSMEP projesi desteği ile yapılırken temeline deprem izalatörü konuldu. Ayrıca 159 tane özel hastane var. Bu özel hastanelere ait kaç bina depreme karşı güçlendirildi?

-17 Ağustos depreminden ders aldık mı?
-Depremden 21 yıl sonra halkımızla yapılan anketlere baktığımızda ulusal çapta deprem kayıplarını azaltma konusunda beklenen başarıyı sağlayamadığımız anlaşılmaktadır. Bu yıl Kent Kültürü ve Demokrasi Derneği’nin Gezici Araştırma Şirketi’ne yaptırdığı anketin 12 ilde 1.126 kişiyle yapılan ankete göre, halkın yüzde 72’si depreme karşı hazırlıksız olduğunu ifade ederken hükümetin depreme hazırlıksız olduğunu düşünenlerin oranı ise yüzde 79.3 bulunmuştur.

Toplu Konut ve İdaresi Başkanlığı (TOKİ), özel sektör, kamu birçok yerde konut ve işyerleri yapıyorlar. Bunlara karar verirken ülke, bölge veya il bazında hangi depremden ve değer afetlerden en iyi korunan, afet güvenli ve yaşanabilir mekan oluşturacak bir vizyon çerçevesinde yapılıyor.

Kerpiç yapıların çoğu, 6.8’lik depremde yıkılıyor

-Afet riski öncelikleri gibi bir vizyonu var mı TOKİ’nin? Yoksa Kocaeli’nde, Van’da, Elazığ-Malatya’da olduğu gibi depremden sonra mı yapacak? Nereye yapacak? Hangi sosyo-ekonomik, kültürel, afet riski vizyonuyla yapıyor/yaptırıyor rezidanslarını, hasılat paylaşımlı binalarını, konutlarını?
-6.8 büyüklüğündeki Elazığ-Malatya Depremi’nde Doğu Anadolu Fayı’na yakın ve uzak il, ilçe ve köylerde çok sayıda özel ve kamu binası kullanılmaz duruma geldi. Büyük olarak sınıflamadığımız 6.8 büyüklüğündeki bu kuvvetli deprem odağına Elazığ 36 km, Malatya 63 km olmasına rağmen yıkım ve hasar çok fazla. Elazığ merkezde maruz kalınan deprem ivme şiddeti, binaların depreme dayanıklı yapılması için eski deprem yönetmeliğinde öngörülen değerden yüzde 55 daha küçük.

Benzer şekilde Malatya merkezde ise deprem ivme şiddeti değeri eski yönetmelikte öngörülenden yüzde 80 daha küçük. Ama yıkık, ağır hasar ve orta hasar sayısı çok fazla. Özellikle köylerdeki kerpiç yapıların çoğu bu büyüklükteki depremlerde yıkılıyor. Deprem kuşağı üzerindeki ülkemizde kırsal alan yerleşiminin yüzyıldır bir türlü çözülemeyen sorunu bu. Peki, betonarme çok katlı yapıların kapladığı il ve ilçe merkezlerinde durum daha mı iyi? Büyük olmayan bu depremde şehir ve ilçe merkezlerinde yine plansız, denetimsiz, doğru dürüst mühendislik hizmeti almamış ve depreme dayanıksız yapılan betonarme yapılar da yıkıldı ve kullanılmaz duruma geldi. Deprem merkezinden 36 km ötede olan Elazığ il merkezindeki hasar beklenenden kat kat fazla. Elazığ il genelinde hasar tespiti yapılan bina sayısına göre yıkılması gereken bina sayısı yüzde 16, Malatya il genelinde ise yıkılması gereken bina sayısı yüzde 28 civarında.

-43.149 adet bağımsız bölüm (konut ve işyeri) kullanılamaz durumda ve yeniden yapılması ve hak sahiplerine dağıtılması gerekiyor. Elazığ ve Malatya’da toplam 74 okul kullanılamaz durumda. Bu hanelerde oturan insanlar acaba depremden 6 ay sonra ne durumdalar. Haber duyuyor musunuz? Kurulan on binlerce çadır ve binlerce konteynerlerde durum ne? Van’da olduğu gibi kaç hane göç etti?
-Afetlerle mücadelede bugün hala afet sonrası müdahale ile yara sarmaya uğraşan bir afet yönetimi anlayışı sürüyor. Hâlâ, Türkiye Afet risklerini Azaltma Planı uygulamaya konulamadı. 21 yıl geçti 17 Ağustos 1999’dan bu yana.

-Türkiye deprem tehlike haritası değişti mi?
-Türkiye deprem yönetmeliklerini 1947, 1953, 1961, 1968, 1975, 1996 ve 2007 yıllarında olmak üzere toplam 7 kez revize etmiştir. Ancak uygulamalar çoğunlukla denetimsiz kaldığı için günümüzde hâlâ 5.5 büyüklüğünde depremlerde dahi hasar ve kayıplarımız olmaktadır.
17 Ağustos 1999 depreminden sonra oldukça gecikerek de olsa, yeni “Türkiye Bina Deprem Yönetmeliği (TBDY) ve Türkiye Deprem Tehlike Haritası (TDTH)” bu yıl 18 Mart 2018 tarih ve 30364 sayılı Resmî Gazete’de yayınlanmıştır.

Yönetmelik, 1 Ocak 2019 tarihinde yürürlüğe girmiştir. Bu yönetmelikle ilk kez yüksek yapılar (H≥60 m) deprem yönetmeliğine kavuşmuştur. Bu duruma göre 2019’dan önce yapılan ve büyük çoğunluğu İstanbul’da olan yüksek yapıların hangi teknik yönetmeliklere göre yapıldığı ve deprem performanslarının ne olacağı sorgulanmalıdır. Yeni deprem tehlike haritasına göre, İstanbul’da kıyılara yakın yerleşimlerin bir bölümünde maruz kalınabilecek yer ivme şiddet yüzde 30’lara varan oranlarda artmıştır. Örneğin bu artış Yassıada’da yüzde 37’ye varmaktadır.

“Deprem kayıplarını azaltacak uzun, orta ve kısa vadeli eylem planları hazırlanmalı ve uygulanmalı”

-Birinci derecede riskli olan yerlerde neler yapılması lazım?
-0.4g ve daha büyük ivme şiddeti altındaki alanlarda deprem kayıplarını azaltacak uzun, orta ve kısa vadeli eylem planları hazırlanmalı ve uygulanmalıdır. Finansal kaynakları en riskli alanlara ve orta ve dar gelirli halkın durumuna öncelik vererek kullanmak gerekir. Ülke ve bölge planlamasında deprem tehlikesi en yüksek yerlere özendirici ve nüfus ve bina artışına neden olan projelerden kaçınmak gerekir. Nüfusu 16 milyonu geçmeye başlayan İstanbul ve çevresine hâlâ nüfus getirecek yatırımlar ve projeler üretiliyor. 7.5 büyüklüğündeki bir depremin neden olacağı kayıpları tartışırken Kanal İstanbul gibi bölgeye 3-4 milyon daha nüfus taşıyacak projeleri konuşuyorsak yerimizde sayıyoruz demektir. İstanbul’un iki afeti vardır. Biri doğal, diğer insan kaynaklı. Doğal olan depremdir, insan kaynaklı olanı ise Kanal İstanbul’dur.”

HABER : MEHTAP GÖKDEMİR – ARAŞTIRMA YAZISI

En az 10 karakter gerekli
Gönderdiğiniz yorum moderasyon ekibi tarafından incelendikten sonra yayınlanacaktır.


HIZLI YORUM YAP

Veri politikasındaki amaçlarla sınırlı ve mevzuata uygun şekilde çerez konumlandırmaktayız. KVKK uyarıları ve detaylar için veri politikamızı inceleyebilirsiniz.